İçeriğe geç

Yargı Kararları

İş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında, davalı tarafın ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine dayanarak dava açılamayacağını savunması halinde, mahkeme bu anlaşma belgesinin geçerliliğini ön sorun olarak inceleyip değerlendirmeden davanın esasına girilemez.

İş kazası sonucu uğranılan zarara ilişkin tazminat davasında davacının irade fesadı iddiasıyla ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri sürmesi halinde, 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi ve TBK'nın 1, 26, 27 ve 37. maddeleri çerçevesinde arabuluculuk sürecinin usulüne uygunluğu ve belgenin bağlayıcılığı ayrı bir dava açılmasına gerek kalmaksızın aynı davada ön sorun olarak delillerle birlikte değerlendirilmeli, bu inceleme yapılmadan davanın reddine karar verilemez.

Mahkeme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas
2022/15677
Karar
2025/9369
Tarih
16.06.2025

İlgili mevzuat

  • 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3
  • 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18
  • 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 3
  • Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. 5
  • Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. 11
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 1
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 26
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 37

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1847 E., 2022/1507 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/130 E., 2021/176 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Afganistan vatandaşı olup Türkiye'de oturma izninin mevcut olduğunu ancak çalışma izni olmadığını, müvekkilinin davalı şirket nezdinde çalışmış olduğu esnada 15.08.2019 tarihinde geçirdiği iş kazası sebebiyle sol elini kauçuk kırma makinesine kaptırdığını ve sol elinin iki parmağını tamamen kaybettiğini, diğer parmaklarının ise tedavi edilemeyecek şekilde zarar gördüğünü, olay sonrasında uzunca bir süre hastanede kaldığını, olay sonrasında ... İlçe Emniyet Müdürlüğü/... Polis Merkez Amirliği tarafından tutanakta dahi müvekkilinin kaza sebebiyle ifadesinin alınmasının mümkün olmadığı belirtilmiş olup iş yeri sahibi ...'ın şüpheli sıfatıyla ifadesinin alındığını, ifadesi alınan iş yeri sahibinin eşi ..., oğlu ... ve iş yerinde çalışan başka bir işçi olan ...'nın hukuka aykırı şekilde yalan beyanlar verdiğini, davacıyı kazanın gerçekleştiği fabrikada hurda atık toplayan bir kişi olarak beyan ettiklerini, beyanların gerçeği yansıtmadığını, aktif olarak faaliyet gösteren bir fabrikanın içerisine fabrika ile bağı olmayan bir kişinin girip atık toplayabilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, keza davacıyla birlikte 10 tane yabancı uyruklu çalışma izni olmayan işçi çalıştırıldığını, davacıya makineyle ilgili herhangi bir eğitim de verilmediğini, davacının tedavi sürecinin halen devam ettiğini, hastanede yapılan ilk müdahalenin ardından yaklaşık 11 gün sonra taburcu edildiğini ve 17.10.2019 tarihinde polis merkezinde ifadesinin alındığını, davacıya ilk müdahalenin yapıldığı özel hastanede evrak üstüne iş kazası kaşesi basıldığını, sevk edildiği üniversite hastanesinde 3 ameliyat olduğunu ve tedavisinin devam ettiğini, davacı henüz 24 yaşında olup geçirdiği kaza sebebiyle tüm hayatı boyunca çalışma gücünden yoksun kalacağını, devam edecek tedavi masraflarının uzman bilirkişi tarafından hesaplanması ve davalı üzerine bırakılması gerektiğini, iki parmağını kaybeden üç parmağının yarısını kaybedip tedavi edilemeyecek ölçüde zarar gören davacının türkçe okuma yazma bilmemesi kullanılarak elinden ameliyat olma vaadiyle yanıltıcı beyanlarının alınmasının iş yeri sahibi, eşi ve sorumluların kötü niyetli olduklarını gösterdiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının haksız fiil sebebiyle maruz kaldığı maluliyet oranının, geçici ve sürekli iş göremezliği, tedavi ve ameliyat masraflarının tespiti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili şirket nezdinde iş akdi ile çalışan bir işçi olmadığını, davacının davalı aleyhine tazminat davası ikame etmeden önce ... Valiliği aleyhine Kocaeli 1. İdare Mahkemesinin 2019/1327 esas sayılı dosyasında ikame ettiği davada müvekkili şirkette çalışmadığını beyan ettiğini, davacının 15.08.2019 tarihinde çöplerden atık ve hurda toplamaya çıktığı sırada müvekkili şirketin bahçesinde hurda ve atık olduğunu görünce şirketin bahçesinden içeri girdiğini, olay gününden evvel de birçok sefer müvekkili şirkete ait fabrikadan çöp ve hurda toplamaya gelen davacıya fabrikanın bahçesinden hurda toplamasına müsaade ettiklerini, ancak davacının bahçede bulunan hurda ve çöpleri topladığı sırada fabrikanın kapalı alanı içerisindeki makineleri ve makinelerin çalışma şeklini merak ettiği için fabrikanın kapalı alanına girdiğini, şirket yetkililerinden izin almadan hatta haber dahi vermeden fabrika içerisine giren davacının makineleri incelediğini, kendi kusuru neticesinde elinin yaralanmasına sebep olduğunu, şirket çalışanının şirket yetkilisinin oğluna haber vermesi üzerine davacıya yardımcı olmaya çalışıldığını, yapılan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde tarafların maddi, manevi tazminat ve hastane masrafları konusunda anlaşmaya vardıklarını, kaza tarihinden arabuluculuk görüşmeleri başlayana kadar geçen süreçteki hastane ve tedavi masraflarının karşılandığını, bu süreçte 17.513,03 TL harcanıldığını, arabuluculuk faaliyeti sonrasında dava açılamayacağını, tanzim edilen belgelerin kendi iradesi ve hukuki uzman eşliğinde bizzat davacı tarafından imzalandığını, davacının herhangi bir alacağı kalmadığını, soruşturma dosyasında davacının şikayetinden vazgeçmesine rağmen takipsizlik kararına itiraz ettiğini, ancak daha sonra davacının takipsizlik kararına ilişkin itirazından da vazgeçtiğini, davacının Türkçe okuma yazma bilmediği hususundaki iddiaları asılsız olup gerek kollukta gerekse arabuluculuk görüşmelerine başlamadan evvel davacının Türkçe okur yazarlığının yetkili makamlarca değerlendirildiğini belirterek davanın usulden ve ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 18.11.2019 tarihinde arabulucuk anlaşma tutanağı düzenlendiği, tarafların maddi, manevi tazminat ve hastane masrafları hususunda anlaştıkları, her ne kadar davacı Türkçe bilmediğini ve zorla anlaşma tutanağının imzalattırıldığını iddia etmişse de davacının iddiası dışında irade sakatlığına ilişkin dosya kapsamında yeterli delil ve tanık beyanlarının bulunmadığı, arabulucuk anlaşması sırasında ve dosya içerisinde bulunan emniyet ifadesi sırasında iyi derecede Türkçe konuşabilir ve okuyabilir olduğunu beyan ettiği dikkate alınarak davacının bu yöndeki iddiasını ispatlayamadığı, taraflar arasındaki anlaşmanın geçerli olduğu, taraflar arasındaki belgenin ilam niteliğinde sayıldığı ve sahteliğine ilişkin bir iddia olmadığı, ihtiyari arabulucuğa başvurulduktan sonra bir daha aynı talepler için dava açılamayacağı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın iş kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, dosyadaki 18.11.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinde davacının 15.08.2019 tarihinde meydana gelen kaza sonrası sol elinde oluşan hasarın ve yaralanmanın giderilmesi için 6 ay içindeki ameliyat, hastane, ilaç ve tedavi masraflarının davalı tarafından karşılanacağı, davalının davacıya 10.000 TL maddi ve manevi tazminat ödeyeceği, olaya ilişkin savcılık dosyasındaki şikayetten vazgeçileceği, tarafların kaza ile ilgili birbirlerinden herhangi bir alacağının kalmadığının belirtildiği, arabuluculuk anlaşma tutanağından sonra 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18. maddesine eklenen fıkralarla kanun koyucunun iradesini çok daha net bir şekilde ortaya koyarak arabuluculuk anlaşma tutanağının ilam niteliği taşıdığı, anlaşılan hususlarda dava açılmasının mümkün bulunmadığı açıklanmış olmakla tarafların kazadan sonra alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurarak uyuşmazlığı çözdükleri, icra edilebilirlik şerhinin alındığı, arabuluculuk yoluyla yapılan anlaşmanın tarafları bağladığı, aynı kaza ile ilgili yeniden dava açılamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacı Afganistan vatandaşı olup Türkçe okuma yazma bilmediğini, ancak kısmen de olsa konuşarak Türkçe iletişim kurabilmekte olduğunu, davalı işverenin kauçuk fabrikasında diğer yabancı uyruklu işçilerle birlikte çalışma izni olmadan kaçak olarak çalıştığını, fabrika içerisinde işçilerin konaklaması için prefabrik alan bulunduğunu, olay günü davacının işveren ve diğer işçilerin yardımıyla hastaneye kaldırıldığını, Türkçe okuma yazma bilmemesine rağmen şikayetçi olmadığı beyanının alındığını, elini tedavi ettirememe ve sınır dışı edilme tehdidi ile davacıya şikayetçi olmaması yönünde baskı yaratılarak ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını, göstermelik olarak 10.000 TL rakam belirtildiğini ve anlaşma tutanağına hastane masraflarının karşılanacağının yazıldığını, davacı işçinin ameliyatları işbu dava sürecinde devam ettiği gibi geleceğe dönük protez ve başkaca operasyonların dahi henüz planlanmadığını, çalışma izni olmayan yabancı uyruklu işçinin Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2010/6666 esas sayılı kararı gereğince genel hükümlere tabi olması nedeniyle genel mahkemelerin yetkili olduğu dikkate alınarak asliye hukuk mahkemesinde dava açıldığını, davalının davacının şirket çalışanı olmadığını ileri sürse de keşif sırasında fabrikanın izinsiz girilmeye müsait olmayan, güvenlikli bir bina olduğunun, hangi makinede çalıştığının, nerede konakladığının ortaya konulduğunu, yapılan arabuluculuk anlaşmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, arabuluculuk görüşmesinde bir tercümanın hazır edilmediğini, arabuluculuk sürecine davacının dilini bilmeyen bir hukuki uzmanın katıldığını, tercüman yerine eksikliğin böyle ikame edilmeye çalışıldığını, avukat vekaletnamesi için dahi noterce kendi resmi tercümanı hazır edilmişken arabuluculuk gibi dava sürecini ortadan kaldıran bir süreç için bunun ihmal edildiğini ya da bilinçli imtina edildiğini, anlaşma tutanağı içeriğinin açıkça gerçeğe aykırı olduğunu, iş kazasının kamu düzenine ilişkin olduğunu, arabuluculuk sürecinde eşitlik ve tarafsızlık ilkelerinin ihlal edildiğini, davacının tedavi ettirileceği şeklinde kandırılarak iradesinin sakatlandığını, sınırdışı edilme tehdidi ile içeriğini tam olarak bilmediği evrakı imzalamasının ilk şart olarak sunulduğunu, arabuluculuk tutanağında yer alan edimlerin belirlenebilir ve netleşmiş talepler olmadığını, imzalatılan anlaşma belgesinin ilk sayfasında 6 ay içinde hastane masraflarının karşılanacağının yazılı olduğunu, ancak tedavi sürecinin davacının kendi elinde olmadığını, doktorlar ve hastanelerin tedavi sürecini belirlediğini, eli hamurlaştığı için bir kaç aralıklı operasyonla elindeki bir miktar etin alındığını, devam eden ve değişen maluliyet durumu olması nedeniyle tekrar dava açılabileceğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Somut olayda davacı vekili, Afganistan uyruklu olan davacının diğer yabancı uyruklu işçilerle birlikte çalışma izni olmadan davalıya ait fabrikada kaçak olarak çalıştığını, elini makineye kaptırması sonucu parmaklarını kaybettiğini, elini tedavi ettirmeme ve sınır dışı edilme tehdidi ile Türkçe okuma yazma bilmemesi kullanılarak ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş; davalı vekili ise davacının davalı iş yerinde çalışmadığını, ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri neticesinde anlaşmaya varıldığını, bu nedenle dava açılamayacağını savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince davacının iddiasını ispatlayamadığı, anlaşmanın geçerli olduğu, ihtiyari arabuluculuğa başvurulduktan sonra aynı talepler için dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacının istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki 18.11.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde; davalının şimdiye değin 25.009,09 TL hastane masrafı yaptığı, 10.000,00 TL maddi manevi tazminatın davalı tarafından 20.11.2019 tarihinde 3.000,00 TL, 20.12.2019 tarihinde 3.000,00 TL, 20.01.2020 tarihinde 4.000,00 TL olarak ödeneceği, kaza tarihinden başlamak üzere 6 ay içinde hastane, ameliyat, ilaç ve tedavi masrafının karşılanacağı, davacının tedavisinin erken bitip ülkesine döneceğini beyan etmesi halinde yapılan ödemeler düşüldükten sonra kalan bakiyenin tek seferde davacıya ödeneceği, davacının soruşturma dosyasındaki şikayetinden ve davalı şirkette çalıştığı yönündeki iddialarından vazgeçeceği hususu kararlaştırılmıştır. Yargılamada mahallinde keşif yapılmış, keşif mahallinde davacı yanın gösterdiği iki tanık dinlenmiş ve kusur raporu alınmıştır.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun "Dava şartı olarak arabuluculuk" başlıklı 3. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şu şekildedir:
(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır.
(3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz."
Yukarıda belirtilen düzenlemeden anlaşılacağı gibi iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında arabulucuya başvurulması zorunlu değildir, ancak bu taleplerle ilgili ihtiyari arabulucuya başvurmaya engel bir durum yoktur.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18. Maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
"(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz."
Bu düzenlemeyle kanun koyucu arabuluculuk anlaşma belgesindeki anlaşmanın iptal edilmesine ilişkin bir yasak getirmemiş olup hükmün amacı, arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olması hâlinde aynı konularda dava açılamayacağının düzenlenmesidir.
6325 sayılı Kanun'un 3. maddesinde arabulucuya başvurunun, sürecin devamının ve sonlanmasının iradiliğinden bahsedilmektedir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. 5/1'e göre taraflar bu sürecin içine zorla dahil edilemezler. İradilik ilkesi ihlal edilen arabuluculuk görüşmeleri ve bu doğrultuda düzenlenen tutanaklar, taraflardan birinin gabine uğramasına sebebiyet vereceği veya zarar uğratacağından arabuluculuk kurumunun kötüniyetle kullanılmasının önüne geçmek açısından bu maddeler kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca arabulucu görevini ifa ederken özenli ve tarafsız olmak zorundadır. Bir tarafın kandırıldığı, hataya düşürüldüğünü fark etmesi ve bu duruma müdahale etmesi onun görevi ve sorumluluklarından bir tanesidir. Arabuluculuğa ilişkin düzenlemelerin yanısıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 37. maddesinde; “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.” şeklinde amir bir hüküm bulunmaktadır. Arabuluculuk tutanağı nitelik olarak bir sözleşme olup arabuluculuk tutanağı düzenlenirken genel geçer sözleşme hükümleri olan TBK'nın 1, 26 ve 27. maddeleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Açıklanan maddeler uyarınca arabuluculuk tutanağının iptali söz konusu olabilecektir. Fiil ehliyetsizliği, irade fesadı gibi iddialar somut bir şekilde kanıtlanabilir olmalıdır. Anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe tazminat talebi ile açılan davanın esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir.
Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptalini, tazminat talebi ile aynı davada da ileri sürebilir. Davacı dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, açılan davada ön sorun olarak incelenecektir. Tazminat davasında cevap dilekçesinde geçerli bir anlaşma belgesi olduğunun savunulması durumunda da bu husus, davada ön sorun olarak ele alınır. Diğer bir ifade ile davacıya anlaşma belgesinin iptaline yönelik ayrı bir dava açılması için süre verilmesine gerek bulunmamaktadır.
Şu halde; Mahkemece ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmelidir. Bu bağlamda arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olup olmadığı, geçerli bir arabuluculuk faaliyeti bulunup bulunmadığı, mevzuat hükümleri çerçevesinde usulüne uygun geçerli bir ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlenip düzenlenmediği ve bağlayıcılığı hususları davacının tüm iddiaları ile birlikte dosya kapsamında toplanan tüm deliller ve tanık beyanlarıyla birlikte tek tek incelenip tartışılarak değerlendirilmeli ve varılacak sonuç gerekçede gösterilmelidir. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi kararında bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı ve açıklama içermediği görülmekle, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.

Yargıtay Karar Arama