İçeriğe geç

Yargı Kararları

Distribütörlük sözleşmesi devam ederken distribütörün, sözleşme kapsamındaki markalı ürünlerin satışı ve tanıtımı amacıyla marka adını alan adında ve sosyal medya hesabında kullanması, marka sahibinin bilgisi ve rızasına dayanıyorsa marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmaz.

Marka sahibi ile distribütör arasındaki sözleşme süresi dolmadan açılan davada, distribütörün sözleşme kapsamındaki ürünlerin satış ve tanıtımı için markayı alan adında, internet sitesinde ve sosyal medya hesabında marka sahibinin bilgisi ve rızası dahilinde kullanmasının SMK'nın 6/2 ve 10. maddeleri kapsamında marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı, ancak kötüniyetli tescil edilen markaların gerçek hak sahibi olan distribütöre (davacıya) devrine karar verilebileceği kabul edilmiştir.

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas
2025/4693
Karar
2026/2404
Tarih
28.04.2026

İlgili mevzuat

  • 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/2
  • 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 10
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 355
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 369/1
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 370/1
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 371
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 372

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/502 Esas, 2025/992 Karar
HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/29 E., 2023/249 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tanınmış “...” markalarının gerçek hak sahibi olduğunu, markanın 2003 yılında yaratıldığını, ... nezdinde 3-5-9-35. sınıflarda yaklaşık 32 ülkede tescilli olduğunu, ... alan adlarının 20.09.19 98... .05.2003 tarihlerinde tescil edildiğini, sosyal medya hesaplarının aktif olarak kullanıldığı ve takip edilmekte olduğunu, müvekkiline ait bu markaları kendi adına alan adı ve marka olarak tescil ettiren davalıların müvekkilinin eski distribütörü olduklarını, 17.03.2017 tarihli ön mutabakat ve 01.03.2018 tarihli Distribütörlük Sözleşmesi ile davalıların yetkilendirildiğini, tüm bu mutabakat ve sözleşmedeki hükümlere rağmen davalıların, "...” ve "...” esas unsurlu markaları haksız ve kötüniyetli olarak tescil ettirdikleri ve alan adı tescillerini aldıklarını ve bu durumun müvekkili haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalıların fiillerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete yol açtığının tespiti, durdurulması, men'ine, ... alan adının gerçek hak sahibi olan davacıya devrine, devir talebinin yerinde görülmemesi durumunda iptali ile sicilden terkinine, davalı ...'nin TÜRKPATENT nezdindeki kötüniyet mahsulü 2017/..., 2017/..., 2017/... /... sayılı marka tescillerinin gerçek hak sahibi olan davacıya devrine, devir talebinin yerinde görülmemesi durumunda hükümsüzlüğü ile sicilinden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirkete el konularak, şirkete Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyum olarak atandığını, şirketin tüzel kişiliği halen devam etmekte ise de, yönetiminin TMSF'ye ait olduğunu, kayyum atama kararı neticesinde kayyumların şirket adresine giderek demirbaş ve evrak tespiti yaptıklarını, ancak şirkette yapılan sayımda herhangi bir evrakın şirket merkezinde olmadığının tespit edildiğini, işbu sebeple davacı tarafın iddia etmiş olduğu taraflar arasında imzalanmış olan ön mutabakat ve distribütörlük sözleşmesinin incelenemediğini ve bu belgelerin davacı tarafça dosyaya sunulmadığını, sözleşme incelenemeden taraflar arasındaki anlaşma hükümlerinin de davalı tarafından bilinmediğini, distribütörün sürümü artırmaya yönelik faaliyette bulunma yükümlülüğünün olduğunu, müvekkilinin görevini yerine getirdiği için davacı tarafından kötüniyetli olarak addedildiğini, dava konusu markaların tescillerinin taraflar arasında imzalanan ön mutabakatın hemen sonrasında, distribütörlük sözleşmesinden önce yapıldığını, davaya konu markalar tescil edildikten sonra, davacının bu tescili bilerek davalı şirketle distribütörlük sözleşmesi imzaladığını, davacının bu tescilleri bildiğini, bu tescil başvurusunun davacının bilgisi dahilinde yapıldığını, ancak müvekkiline polis baskını yapılması ve kayyum atanması nedeniyle davalının kötüniyetli olarak işbu davayı açtığını, davacının uzun süre sessiz kalarak işbu davayı açma hakkını da kaybettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin beyanlarını tekrarlayarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, dava konusu markaları tescil başvuru tarihinden daha eskiye dayalı, markasal nitelikte, Türkiye'de kullanımının bulunduğu, markaların 32 ülkede tescilli olup, aynı ibareli alan adlarının da 1998 yılından beri tescilli olduğu, dolayısıyla dava konusu marka ve alan adının gerçek sahibinin davacı şirket olduğu, davacı şirket ile davalı gerçek kişinin ortağı ve yetkilisi olduğu davalı şirketin arasında 17.03.2017 tarihinde ön mutabakat ve 01.03.2018 tarihinde distribütörlük sözleşmesinin imzalandığı, bu hali ile taraflar arasında bir temsilcilik ilişkisinin mevcut olduğu, bu sözleşmelerde davalı tarafın kendi adına marka tescil işlemi yapamayacağı, sözleşmenin ikinci maddesinde davalıya tescil için bir izin vermediği, aksine davacının açık yazılı izni olmadan markayı kullanmayacağının taahhüt edildiği ve bunun internet üzerindeki kullanımları da kapsadığı, buna rağmen davalı gerçek kişinin sözleşmeye aykırı olarak dava konusu markaları davacının izni olmadan kötüniyetli olarak kendi adına tescil ettirdiği ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/2 hükmü uyarınca hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olup, aynı zamanda SMK'nın 10. maddesi uyarınca markaların davacıya devrinin de mümkün olduğu, davacının önceye dayalı kullanımı ve gerçek hak sahipliği dikkate alındığında, davalı kullanımının aynı zamanda davacının marka haklarına tecavüzü ile haksız rekabet teşkil ettiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2019 tarih ve 2018/1275 E. ve 2019/3298 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere Türk Hukukunda, alan adlarının haksız olarak tescili halinde gerçek hak sahibine devrine ilişkin bir düzenleme olmaması karşısında davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalıların fiillerinin, davacının hak sahibi olduğu "..." esas unsurlu markaların haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalıların www...com.tr. uzantılı internet sitesindeki yine "..." Türkiye uzantılı ... hesabındaki ve sair onlıne platformadaki "..." ve "..." esas unsurlu markaların kullanıldığı tüm sayfaların erişiminin engellenmesine, davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline, davalı ... Hazneci adına olan 2017/..., 2017/..., 2017/... /... sayılı marka tescillerinin davacı şirket adına devrine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekilince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet davasıyla ilgili yapılan incelemede, davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 01... yürürlük tarihli Distribütörlük Sözleşmesi ile davacının "..." markasını taşıyan kozmetik ürünlerinin Türkiye’de satışının ve tanıtımının davalı şirket tarafından yapılması konusunda anlaştıkları, Sözleşme süresinin üç yıl olduğunun kararlaştırıldığı, davanın üç yıllık süre dolmadan açıldığı, bu tarihten önce sözleşmenin feshedilmediği, 08.06.2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin de sözleşmenin 01.03.2021 tarihinde sona erdiğini beyan ettiği, bu durumda davalıların davacıya ait "..." markalı ürünlerin satışını ve internet ortamı da dahil tanıtımını yapmasının sözleşme ile üstlendikleri edimlerin gereği olduğu, davacı tarafın buna rızası bulunduğu, davacı tarafça davalıların "..." markasıyla davalılar ya da başkaları tarafından üretilen farklı ürünlerin satıldığına dair bir iddiada bulunulmadığı anlaşılmakla, davalıların davacı şirkete ait "..." markalı ürünlerin satışını ve tanıtımını yapmaları, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinden Mahkemece marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı, davalı ... adına tahsis edilen.... alan adı ve bu internet sitesi ile ... sosyal medya hesabındaki davalıların markayı kullanımları konusunda yapılan incelemede, davalı adına bu alan adının 27... tarihinde tahsis edildiği, sözleşmenin yürürlüğe girdiği 01.03.2017 tarihinden itibaren davalılar tarafından sözleşme kapsamında kalan ürünlerin satışı ve tanıtımı için kullanıldığı, davacının bu kullanımlardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, basiretli bir tacir gibi distribütörünün Türkiye’deki ticari faaliyetlerini takip etmesinin bekleneceği, internet sitesinde kullanmaları için bir takım görsellerin bizzat davacı tarafça davalılara gönderildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle davalıların "..." markasını alan adında ve sosyal medya hesabının adında, bu internet sitesi ile ... sosyal medya hesaplarının içeriğinde kullanmalarının davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği, davacının bilgisi ve rızası ile kullanıldığı kanaatine varıldığı, mahkeme kararının diğer yönlerden usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalıların vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, davalı ... adına tescilli olan 2017/..., 2017/..., 2017/... 78... /... sayılı markaların tescillerinin davacı şirket adına devrine, davalı ... adına tahsisli olan .... alan adının iptaline, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının ... markasının gerçek hak sahibi olduğu ve davalıların davacının eski distribütörü olduğu iddiasına dayalı, izinsiz ve kötüniyetli olarak tescil edilen davalı markalarının davacıya devri, mümkün olmazsa markaların hükümsüzlüğü, alan adının davacıya devri ile markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni ve ref'ini istemlerine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 28.04.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.

Yargıtay Karar Arama