Yargı Kararları
Yıllık ücretli izin alacağı davasında, dava dilekçesinde izinlerin tamamının değil büyük kısmının kullanılmadığı ileri sürülmüşse, mahkeme tarafların söylemediği şekilde iznin hiç kullanılmadığı kabulüyle hesaplama yapamaz.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25. maddesindeki taraf ve vakıayla bağlılık ilkesi gereği, dava dilekçesinde yıllık ücretli izinlerin tamamının değil büyük bir kısmının kullanılmadığı ileri sürülmüş olmasına rağmen mahkemenin hiç izin kullanılmadığı kabulüyle hesaplama yapması hatalı olup, bu durumda izin hakkının üçte bir oranında kullanıldığı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/414, K. 2026/6512, 02.07.2026
- Mahkeme
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
- Esas
- 2026/414
- Karar
- 2026/6512
- Tarih
- 02.07.2026
İlgili mevzuat
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 25
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/985 E., 2025/1615 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 33. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/644 E., 2020/523 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.06.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya katıldılar.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirket bünyesinde 1992 tarihinde çalışmaya başladığını ve şube müdürü sıfatıyla uzun yıllar görev yaptığını, taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi olduğunu, satış personelinin belirli satış hedeflerine ulaşması için davalı işverence emir ve talimatlar verilmesinin acente dâhilinde çalışanların aslında işveren olan davalı Şirkete bağlı olarak çalıştıklarını gösterdiğini, acente masraflarının davalı Şirket tarafından karşılandığını ve bu durumun Şirkete bağlı bir ilişki gereği olduğunu, iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı sebeple feshedildiğini ve davacının çalıştığı süre zarfında yıllık ücretli izinlerinin büyük bir kısmını kullanamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının işçi olmadığını ve gerçek kişi acente olarak çalıştığını, acentenin işçi gibi işverene bağımlı olarak işverenin emir ve talimatı altında çalışmadığını, davacının Şirketten bağımsız vergi mükellefi olduğunu ve ... prim sorumluluğunun şahsına ait olduğunu, acenteye ödenen ücretin işçi ücreti olmadığını ve sigorta acenteliği müessesine özgü bir komisyon ücreti olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tüm dosya kapsamına göre davacı ile davalı Şirket arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının davalı Şirkete ait işyerinde çalıştığı, davalı Şirketin emir ve talimatlarını uyguladığı, davacının çalışmalarının geçtiği şubede davalı Şirketin devamlı çalışan kadrolu sekreterlerinin olduğu, şubenin masraflarının davalı Şirket tarafından karşılandığı ve iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiği gerekçesiyle ihbar tazminatı talebi reddedilmek ve diğer talepler hüküm altına alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Taraflar arasındaki acentelik ilişkisinin muvazaalı kabul edilerek işçi ve işveren ilişkisi olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu,
2. Bilirkişi raporu tebliğ edilmeden karar verilmesinin savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde olduğunu,
3. Yıllık ücretli izin yönünden taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde hüküm kurulduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında işçi işveren ilişkisi olup olmadığı, kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının ispat ve hesaplanması ile savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta, davalı işveren tarafından davacının yıllık izin kullandığına veya ücretinin ödendiğine dair belge sunulmadığı ayrıca davacı asılın çalıştığı süre boyunca hiç yıllık izin kullanmadığına ilişkin beyanı doğrultusunda 25 yıl olan hizmet süresi boyunca hiç izin kullanılmadığı kabulüyle hesaplama yapılmıştır. Ancak dava dilekçesinde, yıllık ücretli izinlerin tamamının değil "büyük bir kısmının kullanılmadığı" ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca hâkim Kanun'da öngörülen istisnalar dışında, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz.
Bu hâlde dava dilekçesinde ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, yıllık ücretli izin hakkının üçte bir oranında kullanıldığı kabul edilmeli ve buna göre hak kazanılan yıllık ücretli izin alacağı hesaplanmalıdır. Mahkemece vakıa ile bağlılık kuralına aykırı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.
İlgili Yargı Kararları
- Yargı KararlarıDevamını okuyun
Kendi adına düzenlenmiş bir ödeme emri bulunmasa da, şirket ortağı sıfatıyla borç tehdidi altında bulunan kişinin açtığı iptal davası, hâkim tarafından menfi tespit davası olarak nitelendirilip esastan incelenmelidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E: 2025/17055 · K: 2026/5396 · T: 22.04.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Bağ-Kur tevkifat kesinti listelerinde yer alan kişinin davacı ile aynı kişi olup olmadığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti için ilgili nüfus idarelerinden tüm Türkiye çapında araştırma yapılması, aidiyet iddiasında bulunanların davaya dahil edilmesi ve tanık beyanlarına başvurulması gerekir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E: 2026/196 · K: 2026/6352 · T: 06.05.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Bölge adliye mahkemesi kararlarında, reddedilen tazminat tutarının karar tarihindeki kesinlik sınırının altında kalması hâlinde bu kısma ilişkin temyiz istemi incelenmeksizin reddedilir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E: 2025/20675 · K: 2026/8469 · T: 03.06.2026