Yargı Kararları
Muris muvazaası davasında, murisin taşınmazını devrederken aldığı bedelin gerçek değerle fahiş farklılık göstermesi, alıcının ödeme gücünü ispatlayamaması ve tarafların beşeri ilişkileri birlikte değerlendirildiğinde mal kaçırma kastı tespit edilir.
Muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasında, murisin taşınmazını devrederken aldığı bedel ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fahiş fark, alıcının ödeme gücünü ve banka transferlerinin gerçekliğini ispatlayamaması, tanık beyanları ve taraflar arasındaki beşeri ilişkiler birlikte değerlendirildiğinde, devrin 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığı sonucuna varılır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/5049, K. 2026/6187, 17.09.2026
- Mahkeme
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
- Esas
- 2026/5049
- Karar
- 2026/6187
- Tarih
- 17.09.2026
İlgili mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 237
- Tapu Kanunu m. 26
- 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/456 E., 2025/2297 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/344 E., 2023/409 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa bedel, aksi takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacılar; murisleri ...'un eşi ...'tan intikal eden 44 27... parsel sayılı taşınmazlardaki 1/4'er paylarının tamamını oğlu davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa bedele, aksi takdirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı; taşınmazları bedellerini ödeyerek satın aldığını, murisi yanına alıp ona bir ömür itina ile baktığını, tüm ihtiyaçlarını giderdiğini, temliklerde muvazaanın bulunmadığını, kaldı ki taşınmazları devraldıktan sonra davacılar ve dava dışı mirasçılar ile aralarında rızai taksim sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşmeye tüm mirasçıların uyması gerektiğini, dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla
; muvazaa iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tapu iptali ve tescile karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafından murisin banka hesabına farklı tarihlerde ve farklı miktarlarda ödemeler yapıldığı, dinlenen davacı tanıklarının murisin davacılardan mal kaçırma kastına yönelik herhangi bir beyanlarının bulunmadığı, davalıya yapılan devrin davalının baskısı neticesinde gerçekleştiği yönünde beyanlarının olduğu, murisin ... ilçesinde başkaca taşınmazlarda paylarının da bulunduğu ve bu paylarının mirasçılarına intikal ettiği, murisin ölümünden önce dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak yapılan rızai taksim sözleşmesinde taşınmaz üzerindeki 8 parça daireden 3 parçasının davalıya ait olacağının, diğer mirasçılara ise 1'er parça daire verileceğinin kararlaştırıldığı, dava konusu taşınmaz paylarının devir tarihindeki rayiç değerleriyle tapudaki devir bedelleri arasındaki farkın tek başına muvazaanın varlığına delil teşkil etmeyeceği, belirtilen nedenlerle muris tarafından davalıya yapılan devrin diğer mirasçılarından mal kaçırma kastıyla yapıldığının ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1946 doğumlu muris ...'un 15.08.2020 tarihinde, eşi ...'ın ise 2012 yılında öldüğü, geride mirasçıları olarak oğlu davacı ..., kızı davacı ..., 1998 yılında ölen oğlu ...den torunu davacı ..., oğlu davalı ... ile dava dışı kızları ...ve ...'ın kaldığı; murisin 44 27... parsel sayılı taşınmazlardaki 1/4'er paylarını 14.06.2019 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada muris gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle murisin asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden olayda 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Ancak semenin, bir başka ifade ile malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emek de olabileceği kabul edilmelidir. Esasen muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının, mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinde kuşku yoktur.
Somut olayda; murise ait dosyada mevcut banka hesap ekstresine bakıldığında her ne kadar davalı tarafından murisin banka hesabına farklı tarihlerde (31.05.20 19... .04.2020 tarihleri arasında) ve farklı miktarlarda olmak üzere toplam 236.100,00 TL para gönderilmiş ise de davalı tarafından gönderilen bu paraların yatırıldığı gün veya çok kısa süre sonra başka kişilere (özellikle dava dışı kız kardeş Bircan'a) "borç" açıklaması ile gönderildiği, davalının tanık bildirmediği, dinlenen davacı tanıklarının; okuma yazma bilmeyen murisin oğlu davalı ile birlikte yaşadığını, davalının murise devamlı baskı yaptığını, murisin maaş kartını elinden aldığını, murise ait mobil internet bankacılığını yönettiğini, muris tarafından davalıya yapılan devirlerin bedelsiz olduğunu beyan ettikleri görülmektedir. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından murisin banka hesabı üzerinden yapılan para transferlerinin muvazaalı işlemi gizlemeye yönelik olduğu, davalının taşınmazların bedellerini ödediğini ispatlayamadığı açıktır. Kaldı ki, davalı tarafından dosyaya ibraz edilen banka dekont çıktılarının da muris öldükten sonra murisin mobil internet bankacılığından temin edildiği görülmektedir. Öte yandan, taşınmazların devir tarihindeki keşfen saptanan değerleri toplamının 356.000,00 TL olduğu, akit bedelleri toplamının ise 166.617,85 TL olduğu, bedeller arasında da fahiş fark bulunduğu, dava konusu taşınmazlar İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesinde bulunmakta iken Dairemizin geri çevirme kararından sonra kayıtları dosyaya getirtilen murisin geride kalan tüm taşınmazlarının ... ilçesi, ...köyünde yer aldıkları ve murisin taşınmazların tamamında başka kişilerle pay sahibi olduğu sabittir. Diğer taraftan davalı tarafından dosyaya ibraz edilen adi yazılı tarihsiz rızai taksim sözleşmesinin her ne kadar muris ...'ın bütün mirasçıları tarafından imzalandığı ve sözleşmenin 25.07.2019 tarihinde Küçükçekmece Belediyesine verildiği anlaşılmakta ise de sözleşme içeriğine bakıldığında taksimin dava konusu taşınmazlar üzerine yapılması planlanan binada yer alacak 8 parça bağımsız bölümün paylaşımına ilişkin olduğu tartışmasızdır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, murisin davaya konu taşınmazlardaki paylarını davalıya mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı şekilde temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenden ötürü kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 17.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.
İlgili Yargı Kararları
- Yargı KararlarıDevamını okuyun
Mirasbırakanın gerçek bir satış iradesi bulunmaksızın taşınmazlarını düşük bedelle devrederek mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yaptığı temlikler, bağış niteliğinde kabul edilir ve miras payları oranında iptal ile tescile hükmedilir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi · E: 2026/1215 · K: 2026/5969 · T: 15.09.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Muris, mirasçılarından mal kaçırma amacıyla tüm malvarlığını ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında devrettiğinde bu işlem muvazaalı sayılır ve gerçek amaç olan bağış hükümlerine göre değerlendirilir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi · E: 2026/1375 · K: 2026/6040 · T: 16.09.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Mirastan feragat sözleşmesi, imzalandığı tarihte henüz nikah akdi kurulmamış olsa da, tarafların kısa süre içinde evleneceği ve mirasbırakanın ölümü anında mirasçılık sıfatının doğacağı öngörülebiliyorsa geçerlidir ve mirasbırakanın ölümüyle hüküm ve sonuçlarını doğurur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E: 2025/729 · K: 2026/392 · T: 18.06.2026