Yargı Kararları
İş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde, yani işçinin istifası veya haklı fesih nedeniyle sona erdiğini ispat yükü işverene aittir ve bu ispat sağlanamazsa işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanır.
İşverenin işçinin istifa ettiği yönündeki iddiasını somut delillerle ispatlayamadığı durumda, iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayandığı kanıtlanmadığından işçinin kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü usul ve kanuna uygundur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2216, K. 2026/4865, 21.05.2026
- Mahkeme
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
- Esas
- 2026/2216
- Karar
- 2026/4865
- Tarih
- 21.05.2026
İlgili mevzuat
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 371
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 370
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1154 E., 2025/2412 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Hopa Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2023/288 E., 2025/119 K.
BİRLEŞEN DAVA
MAHKEMESİ : Hopa Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2024/342 E., 2024/272 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.11.2010 tarihinden itibaren davalı Bankada çalışmaya başladığını, yıllık izinlerinin onaylanmasına rağmen iş sözleşmesinin yıllık izinde olduğu günde feshedildiğini, alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; bakiye yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, işyerine gelmeyeceğini şube müdürüne ilettiğini ayrıca whatsapp grubunda ve kendi kişisel sosyal medya hesabından bankadan ayrıldığına yönelik paylaşım yaptığını, istifa ederek işten ayrıldığını, ödenmeyen alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı vekili birleşen dava cevap dilekçesinde; davacının işten ayrıldığı sırada kalan 54.5 günlük yıllık izin süresinin ödendiğini, yıllık ücretli izin alacağının kalmadığını savunarak birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı Bankada 01.11.2010-07.08.2023 tarihleri arasında çalıştığı, iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sona erdiğinin ispat külfetinin davalı işverende olduğu, iş sözleşmesinin feshinin haklı nedenlere dayandığının davalı tarafça ispatlanamadığı, bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının istifa ederek işyerinden ayrıldığını, dosyadaki tüm bilgi ve belgelere aykırı karar verildiğini, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.
İlgili Yargı Kararları
- Yargı KararlarıDevamını okuyun
Özel kanunlarda bir alacağın 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edileceğinin öngörülmesi, onu bu Kanun anlamında amme alacağına dönüştürmez; tahsil usulü bu Kanun'a tabi olsa da kanuni temsilcinin şahsi sorumluluğu doğmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E: 2025/724 · K: 2026/306 · T: 06.05.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Sigorta şirketlerinin 2918 sayılı Kanun'un 98. maddesi gereğince Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarmadığı trafik kazası sağlık hizmet bedeli prim payları, 6183 sayılı Kanun anlamında amme alacağı niteliğinde olmadığından bu alacak için şirket yöneticileri hakkında doğrudan 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine dayanılarak takip yapılamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E: 2025/721 · K: 2026/305 · T: 06.05.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98. maddesi uyarınca sigorta şirketlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarmakla yükümlü olduğu prim payları, 6183 sayılı Kanun anlamında amme alacağı niteliğinde sayılamaz ve bu borçtan dolayı şirket yöneticilerinin kişisel sorumluluğuna gidilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E: 2025/426 · K: 2026/304 · T: 06.05.2026