Yargı Kararları
Ayıplı hizmet nedeniyle birden çok kişinin farklı sebeplerle aynı zarardan sorumlu olduğu hâllerde, sorumluların kusur oranlarına göre değil müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekir.
Otelde verilen ayıplı sağlık hizmeti sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle açılan tazminat davasında, otel işletmesi ile işyeri hekiminin TBK m. 61 uyarınca kusur oranlarına göre değil müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği, ayrıca hakkaniyet indiriminden yararlanan taraf lehine bu indirim nedeniyle vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4418, K. 2026/3438, 02.06.2026
- Mahkeme
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
- Esas
- 2025/4418
- Karar
- 2026/3438
- Tarih
- 02.06.2026
İlgili mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 61
- 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 440
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/590 E., 2025/143 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 02.06.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacılar vekili ... ile davalı vekili ... ve diğer davalı vekili ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'de Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkili ...nın eşi, ...'nın babası olan 1968 doğumlu... ile birlikte 20.08.2011 tarihinde tatil amacıyla davalının işlettiği...Otelde kaldıklarını, 23.08.2011 gecesi murisin rahatsızlandığını, ...nın, eşinin durumunu fark ederek hemen otel resepsiyonunu aramak suretiyle acil müdahale ekibi ve ambulans istediğini, yaklaşık 15-20 dakika sonra işletme hekiminin gelerek tansiyon ve nabız ölçtükten sonra herhangi bir sorun görmediğini söylediğini, hastaya kan sulandırıcı iğne veya aspirin verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, hekimin yanında tıbbi müdahale yapabileceği her hangi bir malzeme bulunmadığını, hastayı en yakın hastaneye götürmek üzere kapıya indirdiklerinde ambulans hazır ettirilmediğini, hasta bir otomobile sıkıştırılarak hasta yakını ve hekim ile birlikte yola çıkartıldığını...Hastanesine hasta nabzı durmuş olarak intikal edildiğini ve kurtarılamayarak hayatını kaybettiğini, gerek otel personeli gerekse iş yeri hekiminin ihmalleri nedeniyle, hastanın ölümüne sebep olunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı ...için 25.000 Euro, çocuk ... için 25.000 Euro olmak üzere toplam 50.000 Euro destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze ve mezar yapım giderleri için 12.867,04 Euro ile her bir davacı için 25.000'er Euro manevi tazminat olmak üzere toplam 112.867,04 Euro tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacılar vekili 23.08.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle 408.225,99 Euro tazminatın olay tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte aynen, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, aynen ödemenin mümkün olmaması halinde fiili ödeme günündeki T.C....Bankasının döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk lirası karşılığının tahsiline verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... A.Ş. vekili; müvekkili şirketin işlettiği otelin sağlık hizmetlerinin ... Özel Sağlık Hizmetleri tarafından yerine getirildiğini, tüm sorumluluğun bu şirkete ait olduğunu ve müdahalede bulunan doktorun da bu şirketin çalışanı olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarı ile cenaze giderlerinin fahiş olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili; müvekkilinin müteveffa...'e sadece ilk yardım müdahalesinde bulunduğunu, başka bir yükümlülüğünün bulunmadığını, buna rağmen ilkyardım müdahalesiyle yetinmeyerek bir hekim olarak özenli davranıp hastanın hastaneye götürülmesi sırasında refakat ettiğini, kalp krizi geçiren hastaya otel odasında müdahale edecek ne teknik donanıma ne de yetkiye sahip olmadığını, müvekkilinin meydana gelen olayda kusuru bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 28.04.2016 tarihli kararıyla; ölüm olayında davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 04.04.2018 tarihli ilamıyla; bilirkişi heyeti raporu ile karara esas alınan Adli Tıp Kurumunun raporu arasında çelişki olduğu, Adli Tıp Kurumunun raporunun bu çelişkiyi açıklayıcı nitelikte olmadığı, yine Adli Tıp Kurumunun raporunun tarafların iddialarını da karşılar açıklıkta ve davalı Otele isnat edilen kusur yönünden de aydınlatıcı nitelikte olmadığı, hal böyle olunca, olayın oluş şekline göre mahkemece tayin edilecek, takdire göre kardiyoloji uzmanı, turizmden anlayan bilirkişi ve iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşacak yeni bilirkişi heyeti tarafından, özellikle izah edilen hususlar üzerinde durulmak suretiyle, denetimine elverişli rapor alınarak, her iki davalının da kusur durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi suretiyle, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2.Mahkemenin ilam başlığında belirtilen sayı ve tarihli kararıyla; davalıların üzerine düşen edimleri yerine getirmediği, hizmetin ayıplı ve eksik ifa edildiği, kusurlu oldukları, 18.07.2019 tarihli rapordaki kusur oranlarına itibar edildiği, her ne kadar bu raporda ihbar olunan ayrı kusur oranı ile değerlendirilmiş olsa da bu şirketin tek yetkili ve sorumlusunun davalı hekim olması dikkate alındığında %70 kusur oranı ile tazminat meblağından sorumlu olduğu, alınan aktüerya raporlarından 09.05.2024 tarihli rapor denetime elverişli ve yeterli görüldüğü, davacıların manevi zarara uğradıkları, tazminatın zenginleşme aracı yapılmaması, tarafların sosyo ekonomik durumları gibi kriterler dikkate alınarak manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesiyle; davacı ... bakımından destekten yoksun kalma tazminatının kısmen kabulü ile 281.377,70 Euro, ... bakımından 19.177,74 Euro destekten yoksun kalma tazminatının, 5.044,53 Euro cenaze ve defin masrafları bedelinin, davalılardan kusur oranı nispetinde; ...A.Ş'den (%30), ...'den (%70) olmak üzere olay tarihi olan 23/08/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasa uyarınca işleyecek faizi ile alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, her bir davacı için 5.000 Euro manevi tazminatın davalılardan kusur oranı nispetinde ...A.Ş'den (%30), ...'den (%70) olmak üzere olay tarihi olan 23.08.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasa uyarınca işleyecek faizi ile alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1- Davacılar vekili; hükmedilen tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekmekte iken, tazminatın davalılardan kusur oranları nispetinde tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte yargılama sırasında tespit edilen kusur oranlarının hatalı olduğunu, davalı otel işleticisine verilen kusur oranının eksik tespit edildiğini, bu hususta hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu anlamda hüküm kurmaya ve denetime de elverişli olmadığını, Mahkemece cenaze ve defin giderlerinin kısmen kabulü ile tazminattan %25 oranında indirim yapılarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz bulunduğunu, takdiri indirim nedeniyle reddedilen tazminat miktarı yönünden davalılar lehine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğini, hükümde Euro cinsinden hükmedilen tazminat tutarlarının olay tarihinden itibaren 3095 sayılı yasa uyarınca işletilecek faizi ile davalılardan tahsiline karar verildiğini, ancak maddi hata nedeniyle kanun maddesi (4/A) belirtilmemiş olmakla, infazda tereddüt olmaması açısından bu hususun da düzeltilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı ... vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin diğer davalı işyerinde, işyeri hekimi olarak görev yaptığını, müvekkilinin müteveffa...'e sadece ilk yardım müdahalesinde bulunduğunu, başka bir yükümlülüğü de bulunmadığını, ilk yardım müdahalesiyle yetinmeyerek bir hekim olarak özenli davranıp hastanın hastaneye götürülmesi sırasında refakat ettiğini, müvekkilinin kalp krizi geçiren hastaya otel odasında müdahale edecek ne teknik donanıma ne de yetkiye sahip olmadığını, bu nedenle müvekkilin hiçbir kusurunun bulunmadığını, bilirkişi raporunun hatalı ve yetersiz olduğunu, bilirkişi raporunda kusur ve/veya illiyet değerlendirmesi yapılmadığını, mahkeme tarafından raporlar arasındaki çelişkiyi giderir nitelikte adli tıp üst kurulundan rapor alınması gerekirken eksik inceleme ve yetersiz araştırma ile karar verildiğini, tazminat hesabının yanlış yapıldığını, salt 2024 yılı ücretinin rapora esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
3.Davalı Şirket vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, raporları yapılan itirazları karşılanmadan karar verildiğini, dosya kapsamında rapor tarihinden sonra birçok yeni evrak ve beyan girmiş olmasına rağmen anılan delillerin hiçbir raporda değerlendirilmediğini, hekimin eylemlerinin doğrudan kusurlu olduğuna ilişkin bilgi ve belge bulunmadığını, hekimin kusurlu eyleminin söz konusu olduğu kabul edilse bile, bu kusurlu eylemler ile zarar arasında doğrudan illiyet bağının bulunmadığını, müvekkil şirketin gerçekleşen olayda herhangi bir kusuru olmadığını, herhangi bir kusurdan kaynaklı olarak sorumluluk mevcut ise bu durumda sorumluluk, diğer davalı hekim ile hekimin şirketi olan ... Özel. Tic. Ltd. Şti.’ne ait olduğunu, tazminat hesabının yanlış yapıldığını, müteveffanın sağlık durumu da göz önünde bulundurularak muhtemel çalışabileceği yılların tespit edilmesi gerektiğini, mahkemesince kabul edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, ayıplı hizmetten kaynaklanan maddi manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle bilirkişi heyeti raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olarak kusur durumunun belirlendiği ve manevi tazminata hükmedildiği, tarafların kusur durumuna ilişkin raporların denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğununun anlaşılmasına göre, davalıların tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesinde; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, davalıların üzerine düşen edimleri yerine getirmediği, hizmetin ayıplı ve eksik ifa edildiği, kusurlu oldukları kabul edilerek, kusur oranlarına göre hüküm kurulmuş ise de kusurlu hizmet nedeniyle meydana gelen zarardan davalıların kanunda yer alan düzenleme gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3. Mahkemece hükmedilen tazminatlardan hakkaniyet indirimi yapılmış ve yapılan bu hakkaniyet indirimi nedeniyle davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmiş ise de, hakkaniyet indirimi bundan yararlanan için vekalet ücreti hakkı doğurmadığından davalılar lehine hakkaniyet indiriminden dolayı vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekillerinin tüm, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Mahkeme kararının davacılar yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine.
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,
1086 sayılı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
02.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davalıya ait otelde verilen ayıplı hizmet nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, maddi tazminat hesaplamasında güncel verilerin esas alınması durumunda faiz başlangıcının olay tarihinden başlatılıp başlatılmayacağı noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. 54. maddesinde ise bedensel zararlar olarak, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak sayılmıştır. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar maddi tazminatın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma gücünün yitirilmesi nedeniyle sürekli iş göremezlik halinin varlığında, kişinin bedensel zararı nedeniyle olay tarihinden itibaren ölene kadar bu efor kaybının neden olduğu maddi zararın giderilmesi gerekir.
Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır (TBK md. 55). Kişi sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı; ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı (Borçlar Kanunu'nun 45-46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54-55. maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır.
Çalışma gücünün yitirilmesi halinde sürekli iş göremezlik durumu oluşursa veya ölümü halinde hak sahiplerinin destekten yoksun kalmaları halinde gerçek zarar hesabı yapılmalıdır. Bu zarar gelecekteki bir zarar olup, kesin miktarını belirlemek neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle bu zarar varsayımlara dayanılarak tespit edilir. Gerçek zarar hesapları farazi hesaplardır.
Tazminat hesabına ilişkin varsayımların birçoğu toplumun yapısı, gelenekler, örf-adet ve sosyo-ekonomik unsurlar çerçevesinde değerlendirilmekte; bir kısmı ise aktüeryal bakış açıları ile belirlenmektedir. Hesaba esas zarar süresinin belirlenmesinde kullanılan bakiye ömür kavramı, bakiye ömrün belirlendiği hayat tablosu, gelecekte yapılacak yıllık iratların (desteğin yıllık gelirleri) peşin değeri hesabında kullanılan hesap yöntemi ve bu hesaba ilişkin iskonto oranı gibi unsurlar hesabın aktüeryal tarafını temsil etmektedir. Özellikle kullanılan hayat tablosu, hesaplama yöntemi ve iskonto oranının doğru belirlenmesi, tazminatın taraflar açısından haksız zenginliğe yol açmayacak şekilde belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay uygulamasına göre maddi tazminat hesapları, karar tarihine en yakın rapor tarihindeki verilerle örneğin güncel asgari ücret ve güncel rayiç değerler dikkate alınarak hesaplama yapılır. Bunun sebebi zamanın ilerlemesi nedeniyle paranın satın alma gücündeki düşüşün önüne geçilmek istenmesidir.
Tazminat hukukunda paranın satın alma gücündeki düşüşün önüne geçmek için iki türlü hesaplama yapılmaktadır. Tazminat hesabı, ya güncel verilerle hesaplanır yani güncellenir ya da olay tarihindeki verilerle hesaplanıp bu hesaba faiz işletilir. Hesaplanan zarar miktarına faiz işletilmesi bir güncelleme işlemidir. Burada önemli olan paranın satın alma gücünün güncellenmiş hesap ile mi yoksa faiz işletilerek mi korunacağı konusudur.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre maddi tazminat hesabı, karar tarihine en yakın güncel verilerle belirlendikten sonra faizin de olay tarihinden başlatılması önemli hatalara yol açmaktadır. Çünkü aynı dönem mükerrer olarak artırılmakta ve zarar görenin çifte zenginleşmesine yol açmaktadır. Bu durum tazminat hukukunun "zararı aşmama" ilkesine aykırıdır. Yani zarar veren olay hesap tarihinde olsa idi ne kadar tazminat alınabilecek idiyse hesaplama o miktarı geçmemesi gerekir.
Normal olan, zarar hesabının olay tarihindeki değerler üzerinden yapılması ve faizin ise haksız fiil tarihinden başlatılmasıdır. Ancak uygulamada bilirkişiler genellikle "güncel" veriyi kullanmakta mahkemeler ise faizi olay tarihinden başlatmaktadır. Maddi tazminat hesapları yapılırken hüküm gününe en yakın güne kadar güncel verilerin gözetilmesi halinde faizin de bu güncelleme ile uyumlu olması gerekir. Yani çifte güncellemeye yol açmayacak şekilde faizin güncelleme tarihinden sonrası için işletilmesi gerekmektedir. Doğru Uygulama, güncel veriyle hesap yapılıyorsa faizi rapor tarihinden başlatmak veya olay tarihindeki veriyle hesap yapıp faizi olay tarihinden başlatmak şeklinde olmalıdır.
Manevi tazminatta durum biraz daha farklıdır. Manevi tazminat bir "hesaplama" değil, hâkimin takdir ettiği bir miktardır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre manevi tazminat miktarı ne zaman belirlenirse belirlensin, faiz kural olarak olay tarihinden itibaren başlatılır. Bu bir hata olarak kabul edilmez.
Haksız fiillerde temerrüt faizi olay tarihinden başlar. Tazminat hesabında rapor tarihindeki veriler esas iken olay tarihinden faiz yürütülmesinin temerrüt ve temerrüt faizi kurallarına uygun değildir. Rapor tarihine göre belirlenen tazminat genel olarak olay tarihi ile rapor tarihi arasındaki enflasyon farkını da kapsadığı halde, bu şekilde belirlenen tazminata bir de çok geri bir tarihten faiz uygulamak enflasyon nedeniyle iki kez ödeme sonucu doğurmaktadır. Aktüerya hesabında ücretlerdeki artış dikkate alınmakla olay tarihine göre doğan zarar, rapor tarihine güncellenmiş olmaktadır. Ücretler enflasyon oranında arttığı için enflasyondan değer düşüklüğünün böyle giderilmeye çalışıldığı açıktır. (Gözütok Zeki. Faiz Hukuku ve Munzam Zarar Uygulaması. Ankara 2026. S. 206)
Faiz başlangıcı yönünden hakkaniyet gereği temerrüt tarihinden ileri tarih olan dava tarihinin esas alındığı uygulamalar da mevcuttur. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davalarında haksız fiil niteliğindeki el atma daha eski tarihli olsa bile dava tarihindeki değere hükmedilmekte, ancak dava tarihindeki değer, enflasyondan doğan değer düşüklüğünü de kapsar nitelikte olduğundan el atma tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem için faiz uygulanmayıp faiz dava tarihinden başlatılmaktadır. (Y. 5. HD 1.4.2004 t. E. 2004/952, K. 2004/4083)
Destekten yoksun kalma veya işgücü kaybı tazminatının amacı buna ilişkin zararların giderilmesi olup zenginleşme aracı olmamalıdır. Eğer tazminat miktarı, karar tarihine en yakın verilerle örneğin güncel asgari ücret veya güncel rayiç değerlerle belirlenmişse, faizin de olay tarihinden başlatılması genellikle "mükerrer yararlanma" (çifte zenginleşme) olarak görülür. Güncel verilerle hesaplama yapmak zaten enflasyon ve ekonomik değişimlerin zarara yansıtılması demektir. Bunun üzerine bir de olay tarihinden itibaren faiz işletilirse, hak sahibi hem güncel değer artışından hem de geçmişe dönük faizden faydalanmış olur. Bu durum, geçmişte meydana gelen haksız fiiller nedeniyle güncel zarardan çok daha fazla ödemeye yol açmaktadır. Yani aynı haksız fiil güncel olarak meydana gelse işletilen faiz miktarı kadar daha az ödeme yapılacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, hesaplanan maddi tazminata olay tarihinden değil bilirkişi rapor tarihinden itibaren faiz işletilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.