İçeriğe geç

Yargı Kararları

İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında inanç sözleşmesinin varlığı ancak yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı ile ispat edilebilir, bu deliller yoksa tanık dinlenemez.

Tapu iptali ve tescil davasında taraflar arasındaki inançlı işlem ilişkisinin yazılı bir sözleşme veya yazılı delil başlangıcı ile kanıtlanamaması ve ispat yükü kendisine düşen davacının süresinde yemin teklif etme hakkını kullanmaması halinde davanın reddi gerekir.

Mahkeme
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
Esas
2026/2001
Karar
2026/3463
Tarih
29.04.2026

İlgili mevzuat

  • 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 370/1

MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2719 E., 2025/787 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/170 E., 2023/234 K.

Dava; inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.


Davacı vekili; davacı ile davalının 18.01.1996 yılında evlendiğini ve bu evlilikten 3 çocukları olduğunu, evlilik birliği devam ederken davacının ... ili, ...ilçesi,... Mahallesi, 24 73... parselde bulunan taşınmazın dava dışı komşu 31 parselle tevhid edilmek suretiyle inşaat yapımı için dava dışı yüklenici şirket ile 18.06.2013 tarihinde "Gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi" imzaladığını, bu kapsamda taşınmazın yükleniciye devredildiğini ve karşılığında inşaatta bulunan normal ikinci katın 1/4 hissesine karşılık yapılacak olan 37 sokağa cepheli köşe olmayan 1 adet dairenin müvekkiline verilmesinin kararlaştırıldığını, dava dışı yüklenici tarafından yapılan tevhit sonucu müvekkiline ait taşınmazın bulunduğu inşaat alanının 24 73... parsel numarasını aldığını ve inşaat sonunda kurulan kat irtifakı ile dava dışı yüklenici adına 15 nolu çatı piyesli daire olarak tescil edildiğini, daha sonra tarafların 06.05.2014 tarihinde boşandığını, tarafların evlilik süresince edinilmiş mallara ilişkin katılma alacağı haklarından karşılıklı olarak feragat ettiklerini, müvekkilinin daha sonra 12.06.2014 yeni bir evlilik yaptığını ve bu evlilikten de bir kızı olduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu ikinci evliliğini de 10.04.2017 tarihinde sonlandırdığını, boşanma kararına rağmen davalı ile görüşmesini ve ilişkisini hiçbir şekilde kesmeyen davacının, bu boşanma kararından sonra davalı ile ikinci kez 18.04.2017 tarihinde evlendiğini, müvekkilinin davalı ile boşanma kararına rağmen görüşmeye devam ettiğini, müvekkillinin ekonomik sıkıntı içinde ve icra tehdidi altında olduğu bir dönemde kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince müvekkiline düşen 15 nolu çatı piyesli bağımsız bölümün müvekkilinin talimatı ile davalıya tapuda devredildiğini, 15 nolu bağımsız bölümü devir tarihinde ve sonrasında taraflar aile konutu olarak kullanmışken halen de davacı müvekkil tarafından oturulmaya devam edildiğini, davacı ile davalı arasında yapılan anlaşma gereğince; müvekkilinin borçlarını ödeyip mali durumunu düzelttiği anda devredilen bağımsız bölümün yeniden müvekkiline verileceğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan bu devir işleminin inançlı işlem sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu ikinci evlilik ilişkisinde muhtemel olumsuzlukları da göz önüne almak suretiyle ilk eşi ve 3 çocuğunun annesi olan davalıya olan güvene dayalı olarak bu devir işlemini gerçekleştirdiğini, müvekkilinin bu devir tarihinde bozuk olan işlerinin zamanla daha da bozulduğunu ve işini tamamen kaybettiğini, devirden sonra müvekkili ile davalının tekrar evlilik akdi gerçekleştirmesi nedeniyle davacının davalıya duyduğu güven ve aile ilişkisinin devam ettiği düşüncesiyle tapu devri talebinde bulunmadığını, daha sonra davalının 03.07.2021 tarihinde Bakırköy 13. Aile Mahkemesinin 2021/460 Esas sayılı dosyası ile yeni bir boşanma davası açtığını, yine aynı tarihte Bakırköy 2. Aile Mahkemesinin 2021/372 Esas sayılı dosyası ile davacı müvekkili aleyhine edinilmiş mallara katılma alacağına ilişkin dava açtığını ve müvekkil adına kayıtlı tüm araçlara ve taşınmazlara tedbir koydurduğunu, davalı tarafından bununla da yetinilmeyerek, Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 2014/149 Esas ve 2014/299 karar sayılı dosyasında hükmedilen ve davacı müvekkil tarafından elden ödenen nafakaları tahsil etmesine rağmen Mardin İcra Müdürlüğünün 2021/2732 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin borç almak suretiyle bu borcu kapatabildiğini, sonuç olarak inançlı işlem gereğince davalıya devredilen taşınmazın davacı müvekkil tarafından talep edilmesine rağmen davalı tarafından iadesine yanaşılmadığını ileri sürerek davalarının kabulünü, ... ili, ...ilçesi, ... Mahallesi, 24 73... parsel sayılı taşınmazda bulunan 15 nolu çatı piyesli bağımsız bölümün davalı adına bulunan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tescilini, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde uğradıkları zarar kapsamında dava konusu taşınmazın dava tarihindeki güncel rayiç değerinin tespit edilerek işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; inanç sözleşmesinin yazılı delille kanıtlanabileceğini, yazılı belge ile ispat şartının gerçekleşmediğini, davacı tarafından sunulan kat karşılığı inşaat sözleşmesinde müvekkilinin taraf olmaması nedeniyle bu belgenin yazılı belge olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın müvekkili adına tescili işleminde davacının işlemin tarafı olmadığını, tescil işleminin tarafı olmayan kişinin davada taraf sıfatının olmasının mümkün olmadığını, bu nedenle davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacı yanın o tarihlerde borçlarının olması sebebi ile böyle bir sözleşme yaptığını ifade ettiğini, davacı yanın o tarihteki mal varlığına ve hakkında bir icra takibinin olup olmadığına bakılarak bu durumun kolayca çözüleceğini, davacının borç saikiyle böyle bir inanç sözleşmesi yapıldığı iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu, davacı yanın müvekkili ile boşanmış olduğu ve o sırada başka bir kadınla evli iken devir işleminin yapıldığını, müvekkilinin ilamlı takiple birikmiş ve zaman aşımına uğramamış icra takibinin davalarıyla bir ilgisinin olmadığını, müvekkilinin davacı ile boşanmış olduğu tarihlerde adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazda kaldığını, bu durumun müvekkilinin 2015-2017 ikamet adreslerine bakılarak görülebileceğini, boşanma davası devam ederken davacı yan tarafından tek taraflı bir talep ile müşterek konut şerhi konulduğunu, henüz müşterek konutun herhangi bir tarafa tahsisine ilişkin bir karar da verilmediğinden müvekkili adına olan taşınmazdan dava sonuna kadar ayrılmak zorunda bırakıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın (... ili, ...ilçesi,... Mah., 24 73... parsel, 4.kat 15 nolu çatı arası piyesli daire niteliğindeki bağımsız bölüm) davacının talimatı üzerine dava dışı ...Gıda Tekstil Turizm Otomotiv ve İnşaat Sanayi Ticaret Ltd.Şti. tarafından davalıya devredildiği, taraflar arasında inançlı bir işlem söz konusu olduğu, davacının yaşadığı ekonomik sorunlar ve ileride oluşacak icra takiplerini bertaraf edebilmek adına eşi olan davalıya taşınmazın devrinin sağlandığı ileri sürülmüş ise de, taraflar arasında adi yazılı da olsa hiçbir sözleşme bulunmadığı, taşınmazın satışına ilişkin resmi senette davacının taraf olmadığı, davacının dava konusu taşınmazın talimatı ile davalıya devredildiğini ispat edemediği, davacı tanık deliline dayanmış ise de inanç sözleşmesinin, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delil ile kanıtlanacağı, dosyada yazılı delil veya davalının elinden çıkmış delil başlangıcı bulunmadığı anlaşılmakla tanık dinletme talebinin reddedildiği, iddiasını yazılı bir belge ile kanıtlayamayan ispat yükü kendisine düşen tarafın karşı tarafa yemin teklif etme hakkının varlığının tartışmasız olduğu, davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı dikkate alınarak yemin delili hakkının hatırlatıldığı, yemin delili hakkının kullanılıp kullanılmayacağı hususuna ilişkin beyanda bulunmak üzere yemin teklifi edilmesi halinde yemin metnini sunmak üzere 1 haftalık kesin süre verildiği, aksi halde yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtar edildiği, verilen kesin süre içerisinde usulüne uygun yapılan ihtarata rağmen davacı tarafça yemin metninin ibraz edilmediği, davacı tarafın bu hakkını kullanmadığı, yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, bu hali ile davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; inançlı işlem ile taşınmazın devrinin sağlandığının yöntemince ispat edilemediği, yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilinin, istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 116,60 TL bakiye temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.









Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.

Yargıtay Karar Arama