Yargı Kararları
Tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosyadaki maddi verilerle çelişen ya da dayanaksız tespitler içermesi halinde, bu rapor idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesinde yeterli kabul edilemez.
Doğum sırasında omuz distosisi sonucu klavikula kırığı ve brakial pleksus hasarı oluşan bebeğin komplikasyon yönetimi tıbben uygun bulunarak idarenin hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varan Adli Tıp Kurumu raporunun, bebeğin ilgili hastaneye sevk edildiğine dair dosyada hiçbir bilgi ve belge bulunmamasına rağmen tam da bu sevke dayandırılması nedeniyle, Anayasa m. 125 ve 2577 sayılı Kanun m. 2/1-b uyarınca açılan tazminat davasında hükme esas alınamayacağı, bu nedenle uzman hekimlerin katılımıyla Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygunluğunu ve idarenin hizmet kusurunu değerlendiren yeni ve tutarlı bir rapor alınması gerektiği kabul edilmiştir.
Danıştay 10. Daire, E. 2023/1984, K. 2026/333, 04.02.2026
- Mahkeme
- Danıştay 10. Daire
- Esas
- 2023/1984
- Karar
- 2026/333
- Tarih
- 04.02.2026
İlgili mevzuat
- Anayasa m. 125
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 31
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 266
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 280
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 281
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 447
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 450
- 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu m. 1
- 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu m. 2
- 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu m. 15
- 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 2, 3 ve 16
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/1984
Karar No : 2026/333
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendilerine asaleten; ...'a velayeten 1- ... 2- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; anne ...'ın 12/01/2017 tarihinde Ankara Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaptığı doğum esnasında hatalı tıbbi müdahale sebebiyle bebek ...'ın sağ kolundan sakatlandığı ve %40 engelli kaldığından bahisle, bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, ... için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi; anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminatın 12/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından; davalı idarece komplikasyon sürecinin doğru şekilde yönetilmediği, gerek doğum öncesinde gerek doğum sırasında gerekse de doğum sonrasında yaşanan veya yaşanabilecek durumlara karşı gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı, doğum sırasında yaşananlardan haberdar olmadıkları gibi doğum sonrasında da bebeklerinin sağlık durumu hakkında bilgilendirilmedikleri, aydınlatılmış onam formunun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı, doğumdan iki gün sonra hazırlanan çıkış epikrizinde bütün muayenelerin yapıldığının ve herhangi bir anormallik olmadığının belirtildiği, bu durumun kendilerine bilgilendirme yapılmadığını gösterdiği, davalı idare görevlilerinin komplikasyona ve akabinde yürütülmesi gereken sürece ilişkin olarak kendilerini aydınlatmadığı, bu itibarla özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalı idarenin tazmin yükümlülüğünün bulunduğu, bebeğin sağlık durumu ile ilgili bilgilendirilmedikleri, bu konuda gerekli sevk ve koordinasyonun sağlanmadığı, bebeğin kolunun kırık olduğu görülmesine rağmen herhangi bir ortopediste ya da fizik tedavi uzmanına yönlendirme sağlanmadığı, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilenin aksine Dr. Sami Ulus Doğum Çocuk Sağlığı Hastanesine sevk edilmelerinin söz konusu olmadığı, dosyada bu hususu gösterir bir sevk evrakının da bulunmadığı, bu yöndeki itirazları dikkate alınmadan anılan raporun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, Dr. Sami Ulus Doğum Çocuk Sağlığı Hastanesine bebeğin sarılık olması üzerine kendi iradeleri ile başvurdukları ve anılan hastanede sarılık rahatsızlığı ile ilgili tedavi uygulandığı, brakial pleksus rahatsızlığına ilişkin herhangi bir takip ve tedavi uygulanmadığı, idarenin komplikasyonunu yönetilememesinden doğan zararlardan da sorumlu olduğu, bebekte oluşan brakial pleksus hasarına ilişkin olarak doğum sonrasında kendilerine herhangi bir bilgi verilmediği için bu hasarı doğumdan on üç ay sonra öğrendikleri, tedavide yaşanan on üç aylık gecikme nedeniyle bebeğin %40 engelli hale geldiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan ..., doğum sancılarının başlaması üzerine 12/01/2017 tarihinde Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuştur.
Anılan tarihte, 2715 gr ağırlığında, 53 cm, kız bebek (davacılardan...) doğurtulmuş, doğum sonrasında bebekte sağ klavikula kırığı tespit edilmiştir.
Anne ve bebek, bu hastaneden 14/01/2017 tarihinde taburcu edilmiştir.
Davacılar, taburcu edildikten iki gün sonra 16/01/2017 tarihinde, yenidoğan sarılığı şikayetiyle Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş, davacı bebek bu hastanede yenidoğan sarılığı nedeniyle 16/01/2017-18/01/2017 tarihleri arasında yatarak tedavi görmüş, epikriz raporunda doğum esnasında klavikula kırığı olduğu bilgisine yer verilmiş ancak bu rahatsızlığa ilişkin herhangi bir tedavi uygulanıp uygulanmadığına ilişkin bir bilgiye yer verilmemiştir.
Devam eden süreçte, davacıların başvurusu üzerine Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen bir yıl süreli, ...tarih ve ... nolu "Engelli Sağlık Kurulu Raporu"nda; davacı bebeğin "doğumsal brakial pleksus hasarı" teşhisiyle, sinir sistemi yönünden %40 engelli olduğu belirtilmiştir.
Davacılar tarafından bu olay nedeniyle uğradıkları zararların tazmini istemiyle 28/03/2019 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun, 30/04/2019 tarihinde tebliğ edilen ... tarih ve ...sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, 26/06/2019 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, hatalı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Dosyanın incelenmesinden; davacılardan anne ...'ın 12/01/2017 Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaptığı doğum sırasında bebeğin başı çıktıktan sonra omuzlarının annenin leğen kemiğine takıldığı (omuz distosisi), buna bağlı olarak bebeğin klavikula (köprücük) kemiğinin kırıldığı ve boyundan çıkan ve omuz, kol ve ele giden sinir ağında (brakial pleksus) yer alan sinirlerin hasar gördüğü, ... tarih ve ... nolu Engelli Sağlık Kurulu Raporu uyarınca davacı bebeğin doğumsal brakial pleksus hasarından kaynaklı engel oranının %40 olduğu, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan... tarih ve ... karar numaralı raporda; "... doğum sonrası bebekte sağ klavikula kırığı tespit edildiği, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, yapılan son durum muayenesinde sağ brakial pleksus hasarı tespit edildiği anlaşılmakla; Omuz distosisinin doğumun önlenemez ve ön görülemez bir komplikasyonu olduğu, omuz distosisinin fetüs omuz boyutu ile pelvis girişi arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıktığı, bu potansiyel komplikasyon tüm vajinal doğumların %0.2-3 ünde görüldüğü, ... Anne ...’ın 12/01/2017 tarihinde sancı şikâyeti ile başvurduğu Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ilk muayenesinde açıklık 5 cm ve silinmenin %70 olduğu, takiplerinde açıklığının tam olması üzerine doğum masasına alınarak normal vajinal yolla 2715 gr bebeğin doğurtulmasının tıbben doğru olduğu, doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine dair herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı, söz konusu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, küçükte saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve normal doğum eyleminin bir komplikasyonu olarak nitelendirildiği, küçüğün Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu dolayısıyla kişinin doğumuna katılan hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı" yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, omuz distosisi ve buna bağlı olarak gelişen brakial pleksus hasarının doğumun komplikasyonu olduğu, doğum sonrası sağ klavikula kırığı tespit edilen bebeğin Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, bebeğin Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Ancak; dosya kapsamında, bebeğin doğumun gerçekleştiği Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğine ilişkin herhangi bir bilgi belge bulunmadığı gibi, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 18/01/2017 tarihli epikriz raporunun incelenmesinden; bebeğin 16/01/2017 tarihinde yenidoğan sarılığı şikayetiyle Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü ve anılan hastanede bu şikayete yönelik olarak tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Nitekim, davacıların beyanları da bu yöndedir.
Bu haliyle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu değerlendirmesinin bebeğin Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesine dayandırılmasına rağmen dosya içerisinde bebeğin klavikula kırığı veya brakial pleksus hasarına istinaden anılan hastaneye sevk edildiğine yönelik bilgi belge bulunmaması karşısında, anılan raporun davacı bebeğin brakial pleksus hasarı nedeniyle engelli kalmasında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olup olmadığı noktalarında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan; davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, bebeğin güncel engel durumunun incelendiği, doğumda yaşanan omuz distosisi ve buna bağlı olarak gelişen klavikula kırığının ve brakial pleksus hasarının komplikasyon olup olmadığı tartışıldıktan sonra komplikasyon olarak kabul edilmesi durumunda; davalı idarece komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin, davacıların doğumdan sonra bebeğin sağlık durumuyla ilgili olarak yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediklerinin, bebeğin komplikasyon yönetimi kapsamında herhangi bir birime veya başka bir sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirildiği, komplikasyon yönetiminin ve buna bağlı olarak tedavi sürecinin daha farklı işletilmesi halinde bebeğin engel oranında farklılık olup olmayacağının ortaya konulduğu, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Öte yandan; dosya içerisinde mevcut ... tarih ve ... sayılı Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi yazısı ve eklerinden, işbu davada tazminat istemine konu edilen olaya ilişkin olarak idari soruşturma başlatıldığı anlaşılmakla birlikte, söz konusu idari soruşturmanın akıbetine ilişkin olarak dosyada herhangi bir bilgi belge bulunmadığı görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesince anılan idari soruşturmanın akıbetinin de incelenmesi ve dosya Adli Tıp Kurumu Üst Kuruluna gönderilmeden önce bu hususa ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya kazandırılması gerekmektedir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak ve eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 04/02/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.
İlgili Yargı Kararları
- Yargı KararlarıDevamını okuyun
Sağlık hizmetine ilişkin tam yargı davalarında hükme esas alınan bilirkişi raporunun somut tıbbi verilere ve nesnel bilimsel değerlendirmeye dayanmaması, sonradan elde edilen ceza soruşturması dosyasındaki yeni bilirkişi raporuyla hekimin özensizliği ve hizmet kusuru ortaya konulduğunda, idarenin hizmet kusuru sabit kabul edilerek maddi ve manevi zararın tazmini gerekir.
Danıştay 10. Daire · E: 2023/2291 · K: 2025/7163 · T: 31.12.2025 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Kanuni temsilcilik sıfatı sona erdikten sonra gerçekleşen yapılandırma ihlaline dayanılarak, yapılandırma ve ihlal tarihlerinde kanuni temsilcilik sıfatı bulunmayan kişi adına ödeme emri düzenlenemez.
Danıştay 3. Daire · E: 2023/2975 · K: 2025/5729 · T: 18.12.2025 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Sağlık hizmeti kusuru nedeniyle açılan tam yargı davalarında, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunu düzenleyen kurulda uyuşmazlık konusu tıbbi işlemle ilgili uzman hekimler bulunmuyorsa, ilgili uzmanların katıldığı Adli Tıp Üst Kurulundan yeniden ve ayrıntılı rapor alınmadan idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığına hükmedilemez.
Danıştay 10. Daire · E: 2022/4463 · K: 2025/7170 · T: 31.12.2025