Yargı Kararları
Sözleşmenin geçersizliği nedeniyle sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilecek para alacaklarında da Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca munzam zarar talep edilebilir ve munzam zararın hesabında yüksek enflasyon dönemlerinde somut ispat şartı aranmaksızın soyut yöntem uygulanabilir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmeleri gerektiği durumda, TBK m. 122 uyarınca temerrüt faizini aşan munzam zararın talep edilebileceği, yüksek enflasyonist dönemlerde bu zararın somut delillerle değil TEFE-TÜFE, mevduat faizi, döviz kuru, altın ve asgari ücret artışı gibi ekonomik verilerin ortalaması esas alınarak soyut yöntemle hesaplanabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2026/172, K. 2026/2155, 18.05.2026
- Mahkeme
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
- Esas
- 2026/172
- Karar
- 2026/2155
- Tarih
- 18.05.2026
İlgili mevzuat
- 6100 sayılı HMK m. 194
- 6100 sayılı HMK m. 187/2
- 6098 sayılı TBK m. 122
- 6098 sayılı TBK m. 117
- 6098 sayılı TBK m. 189
- 6098 sayılı TBK m. 50
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/918 E., 2025/1417 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen kararın davacı vekili ve davalı ... Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararın niteliğinin duruşma istenebilecek davalardan olmadığı anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taraflar vekillerince duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının hissedar olduğu Konya ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 37535 ada, 3 parsel sayılı taşınmaza davalı tarafından bina yapımı için davacı ile davalı şirket arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını ve davacıya verilecek bir adet daire kaşılığında müvekkilinin taşınmazda hissesinin bir kısmını 26.03.2018 tarihinde davalı şirkete inşaatı yapabilmesi amacıyla avans olarak devrettiğini, davalı şirketin kendisine devredilen hisseyi 10.10.2018 tarihinde davalı ...'e devrettiğini, ancak davalı şirketin inşaata hiç başlamadığını, inşaatın süresinde tamamlanma imkânının olmadığını ileri sürerek, taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshine ve davacı tarafından devredilen Konya ili, ... ilçesi, ...Mahallesi, 37535 ada, 3 parsel sayılı taşınmazda 20704/1110597 oranındaki payın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş; 23.11.2021 tarihli dilekçesinde; 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesi uyarınca, tescil talebini dava konusu taşınmazdaki paya dava sırasında önalım davasında verilen karar doğrultusunda malik olan ...'a karşı devam ettirdiğini bildirmiş; 28.04.2022 tarihli davanın tamamen ıslahına ilişkin ıslah dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereği davacının bir adet daire alacağını ancak davalının sözleşmeye aykırı davrandığını, dairesini alamayan davacının bu nedenle zarara uğradığını, taraflar arasındaki sözleşme mahkeme kararı ile feshedilmediği sürece halen geçerli ve ayakta olduğunu ileri sürerek, sözleşmenin ifası kapsamında verilecek olan dairenin emsal rayiç değerinin tespit edilerek davalı şirketten yasal faizi ile tahsilini, bunun mümkün olmaması halinde sözleşme kapsamında davalıya devredilen arsanın dava tarihindeki rayiç değerinin ve ayrıca dava tarihinde arsa bedeli ile daire alınamayacağından arsa bedeli ile daire bedeli arasındaki farkın da munzam zarar kapsamında tespit edilerek şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri birlikte davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalı ... cevap dilekçesinde; davacının payını satış yoluyla şirkete devrettiğini, davacının dayandığı sözleşmeye ilişkin tapu kaydında herhangi bir belirtme göstermediğini, iyiniyetli olduğunu, dava dışı Sanat yapı şirketinden satın aldığı dairenin gecikmesi nedeniyle kendisine dava konusu payın devredildiğini, taşınmaz paydaşlarından ...’ın Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/372 Esasından açtığı önalım davası sonucu adına olan tapu kaydının iptal edildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
2- Davalı ... Ltd. Şti'ye usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilmiş, davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
3-Dahili davalı ... cevap dilekçesinde özetle; söz konusu payı yüklenici ya da arsa sahibinden almadığını, ... isimli kişiden pay satın alarak malik olduğunu, yüklenici ile kendisinin de sözleşme yaptığını ve payını şirkete devrettiğini, daha sonra şirketin inşaatı yapmayacağını payını ...'a devrettiğini, ...'ın taşınmaza paydaş olduğunu duyunca önalım hakkı sonucu ...'ın payının adına tescil edildiğini, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2022 tarihli kararı ile dava konusu taşınmazın paylı mülkiyet kapsamında olduğu ve yüklenici ile paydaş Belediye arasında sözleşme yapılmadığına dair belediye cevabı doğrultusunda sözleşmenin geçersiz olduğu, yükleniciye devredilen payın sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davacıya iadesi gerektiği, güncel tapu kaydında ... adına pay kayıtlı ise de davalının payının 21.01.2020 tarihli trampa işleminden geldiği, dava konusu pay ile ilgili olmadığı, Mustafa'nın beyanlarından da anlaşılacağı üzere APKİS'i başından beri biliyor olduğu, kendisinin de payının bir kısmını yükleniciye devrettiği, iyiniyetli olmadığı, yolsuz tescile dayalı olarak hak iddia edemeyeceği ancak davacının ıslah dilekçesiyle tapu iptal ve tescil talebi yerine bir daire bedelini, bu olmazsa arsanın dava tarihindeki rayiç karşılığını ... şirketinden talep ettiği, sözleşme geçersiz olduğundan davacının daire bedeli talebinin yerinde olmadığı, 19.04.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu arsanın dava tarihindeki değerinin 227.744,00 TL olduğu, davacının ıslahla 1.000,00 TL talep ettiği gerekçesiyle davalı ... Ltd. Şti'ye yönelik davanın kabulüne, davalılar ... ve ...’a yönelik dava hakkında, ıslah dilekçesi göz önünde bulundurularak vazgeçme nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2022 tarihli kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili ve davalı ... Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirketin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davacının geçersiz sözleşme kapsamında ancak uğradığı menfi zararları isteyebileceği, müspet ve munzam zarar talebinde bulunamayacağı, bu nedenle ilk derece mahkemesinin sözleşmenin ifası kapsamında müspet zarar niteliğindeki daire bedeli talebi yönünden davacının talebini yerinde görmemesinin doğru olduğu, bir davada ancak bir kez ıslah yapılabileceğinden ve davacının ıslah tarihi itibarıyla belirlenecek hisse değeri ıslahla talep ettiği miktardan fazla olması halinde bu kısmı ek dava ile isteyebileceği ve iş bu davada rapor alınsa bile ek dava yönünden bağlayıcı olmadığı hususları dikkate alındığında dava konusu taşınmazdaki hissenin ıslah tarihi itibarıyla bedelinin bu davada belirlenmesine gerek görülmediği ve davacının talebi doğrultusunda şimdilik devredilen hisse bedeline karşılık 227.744,00 TL'nin; 1.000,00 TL'sine kazanılmış hak ilkesi gereğince dava tarihi olan 22.08.2019 tarihinden, 226.744,00 TL'sine ıslah tarihi olan 28.04.2022 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine, 1.000,00 TL munzam zarar talebinin ise reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 28.06.2024 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili ve davalı ... Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 17.03.2025 tarihli kararı ile davaya konu olayda sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmeleri gerektiğinden munzam zarar talep edilmesinin mümkün olduğu, dava sırasında da TBK'nın 122. maddesine göre munzam zarar talep edilebileceğinden ve somut olayda talebin para alacağına dönüştüğü dikkate alındığında ıslah tarihinden karar tarihine kadar olan dönem için munzam zarar hesabı yapılarak varsa bu zararın da hüküm altına alınması gerekirken bu husus göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile munzam zararın davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, burada kanıtlanacak olguların ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu, ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığının söylenemeyeceği gerekçesiyle munzam zarar talebinin reddine, hisse bedeline ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; munzam zararın reddedilmesinin TBK'nın 122. maddesine aykırı olduğunu, çünkü yüklenici edimini yerine getirmeyip bilerek taşınmazı başkalarına devretmekle kötüniyetli ve kusurlu olduğunu, mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak o muhitte iki adet lüks daire kadar munzam zararı olduğu tespit edilerek bu değer üzerinden kabul kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşme gereği 2 adet daire alması gerekirken neticede bir daire parası dahi etmeyecek bir bedelin ödenmesine karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu beyan etmektedir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; munzam zararın reddi gerekçesinin doğru olmadığını, ispatlanamadığından değil geçersiz sözleşme kapsamında talep edilemeyeceğinden reddedilmesi gerektiğini ve reddedilen munzam zarar yönünden de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında tapu iptal ve tescil, alacak ve tazminat istemine ilişkindir.
Tarafların temyiz istemi munzam zararın talep edilip edilemeyeceği noktasındadır. Dairemizce 17.03.2025 tarihli 2024/32 00... /1074 Karar sayılı ilamı ile; "Davaya konu olayda sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmeleri gerektiğinden munzam zarar talep edilmesi mümkündür. Dava sırasında da TBK'nın 122. maddesine göre munzam zarar talep edilebileceğinden ve somut olayda talebin para alacağına dönüştüğü dikkate alındığında ıslah tarihinden karar tarihine kadar olan dönem için munzam zarar hesabı yapılarak varsa bu zararın da hüküm altına alınması gerekirken bu husus göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmuş, kararın bozulması uygun bulunmuştur." Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyulmuş ancak davacının munzam zarar talebi "Davacı tarafça munzam zarar taleplerini HMK'nın 194. maddesi kapsamında somut delillerle ispatlayamadığı kanaatine varıldığı" gerekçesiyle ile reddine karar verilmiştir.
Aşkın Zarar (Munzam Zarar): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.
a. Bir Para Borcunun Bulunması
Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;
Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden ... para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.
b. Borçlunun Temerrüdü
Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.
c. Munzam Zarar
Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK'nın m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.
Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.
d. Uygun İlliyet Bağı
Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.
Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.
e. Kusur
Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle ... ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.
TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.
Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.
MUNZAM ZARARIN İSPATI:
Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.
Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.
Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. HMK 187/2 madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.
Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;
Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Normal Enflasyon Döneminde;
Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.
20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizinden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.
Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;
1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı,
2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,
3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları,
4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları,
5. Asgari ücret artışı,
6. Altın fiyatlarındaki artış
Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
Öte yandan, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. (TBK. m. 189.) Bağlı haklardan maksat, alacağın teminatı olan ayni veya şahsi (kefalet) teminatlar. Yenilik doğuran haklar, örneğin, seçimlik bir borçta alacaklıya geçmiş olan seçim hakkı, ihbar ile alacağı muaccel kılma hakkı, ifayı talep yerine ondan vazgeçerek tazminat talep etme hakkı gibi haklar ile nafaka alacağı gibi alacaklının şahsına bağlı olmayan İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlarda belirtilen hacze iştirak alacağını iştirak eden diğer alacaklılardan öncelikle alabilme hakları, temlik alana intikal eder. TBK’nın 189. maddesinde düzenlenen alacağın devrinde, devrin kapsamı sayılmak suretiyle belirlenirken “munzam zarar” ifade edilmemiştir. Dolayısıyla alacağın devri sözleşmesinde açıkça “munzam zarar” devredilmemişse alacağın ilk sahibi, borçludan temerrüt tarihinden alacağın devredildiği tarihe kadar geçen süre için munzam zarar isteminde bulunabilecektir.
Yukarıda açıklandığı üzere, munzam zararın hesabında soyut ve somut yöntem olmak üzere iki yöntem söz konusu olup, zarara uğrayanın her iki yönteme birden dayalı olarak tazminat talep etmesi mümkün değildir. Zira, böyle bir durumda mükerrer tazminata hükmedilmiş olacaktır. Burada zarara uğrayan için en fazla giderim sağlayan yöntem tercih edilmelidir. Somut olayda, bu kapsamda munzam zarar koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Dairemizin munzam zarar alacağına ilişkin yukarıda açıklanan ilkelerine aykırı olarak, yanılgılı gerekçe ile munzam zarar talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararın başlığı ve özeti, ekibimizin karara ilişkin kısa hukuki yorumudur; Yargıtay'ın resmi ifadesi değildir. Başlığın kullanılmasından doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmez. Kararın kök kaynağı: Adalet Bakanlığı.
İlgili Yargı Kararları
- Yargı KararlarıDevamını okuyun
Kamulaştırmasız el atma nedeniyle ödenecek tazminata, yasal faiz yerine dava tarihinden itibaren Anayasa'nın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması gerekir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi · E: 2025/18008 · K: 2026/9522 · T: 20.05.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
Paylı mülkiyette taşınmazın satış öncesinden itibaren paydaşlar arasında fiilen taksim edilmiş ve her paydaşın belirli bir kısmı kullanıyor olması hâlinde, bu kısma isabet eden payın satılması üzerine yasal önalım hakkının kullanılması dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi · E: 2026/1830 · K: 2026/2521 · T: 06.05.2026 - Yargı KararlarıDevamını okuyun
İçme suyu havzasında kısa mesafeli koruma alanında kalıp fiilen kullanımına engel olunmayan taşınmaz yönünden kamulaştırmasız el atma davası adli yargıda değil idari yargıda görülür.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi · E: 2025/18027 · K: 2026/9419 · T: 20.05.2026