İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası Nasıl Açılır?
İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davasına Giriş İş kazası, çalışma hayatının en ağır sonuçlarından birini doğuran olgulardan biridir ve hem sigortalının bedensel bütünlüğünü hem de kendisine bağlı kişilerin ekonomik geleceğini etkileyebilir.
14 dkAv. Arb. Ahmet Onur Ünlütürk
İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davasına Giriş
İş kazası, çalışma hayatının en ağır sonuçlarından birini doğuran olgulardan biridir ve hem sigortalının bedensel bütünlüğünü hem de kendisine bağlı kişilerin ekonomik geleceğini etkileyebilir. Türk hukukunda iş kazası geçiren sigortalı veya kaza sonucu vefat eden sigortalının yakınları, uğradıkları zararların karşılanması amacıyla işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedir. Bu dava, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanan kısımların dışında kalan, "karşılanmayan zarar" üzerinden yürütülür. Bu yazıda, iş kazası kavramının yasal tanımından tazminat davasının şartlarına, maddi ve manevi tazminatın kapsamına, işverenin kusur sorumluluğuna, dava sürecine, görevli-yetkili mahkemeye ve zamanaşımı sürelerine kadar konu, mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında genel bilgilendirme amacıyla ele alınmaktadır.
İş Kazası Nedir? Yasal Tanım ve Unsurları
İş kazasının yasal tanımı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesinde yapılmıştır. Buna göre iş kazası;
"a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) ... emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır."
(5510 sayılı Kanun, madde 13)
Görüldüğü üzere kanun, iş kazasını yalnızca işyerinde meydana gelen olaylarla sınırlamamış; işin yürütülmesiyle nedensellik bağı kurulabilen işyeri dışındaki olayları, görevlendirme nedeniyle geçen zamanları, işverence sağlanan taşıtla yapılan gidiş-gelişleri ve emziren kadın sigortalının süt izni gibi durumları da kapsam içine almıştır. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için temel unsurlar şunlardır: sigortalılık ilişkisinin bulunması, olayın kanunda sayılan hâllerden birinde gerçekleşmesi ve olay ile sigortalının bedenen ya da ruhen zarar görmesi arasında illiyet bağının kurulabilmesidir. Meydana gelen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı konusunda gerektiğinde SGK denetim elemanları veya Bakanlık iş müfettişleri tarafından soruşturma yapılabilir.
İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davasının Şartları
İş kazası nedeniyle işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açılabilmesi için genel olarak şu şartların birlikte gerçekleşmesi aranır:
Bir iş kazasının varlığı: Olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi anlamında iş kazası niteliğinde olması ve genellikle SGK tarafından tespit edilmiş olması gerekir.
Zarar: Sigortalının bedensel bütünlüğünün zedelenmesi, çalışma gücünde azalma/kayıp ya da ölüm sonucu doğması gerekir.
İşverenin hukuka aykırı davranışı ve kusuru: İşverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma, denetleme ve işçiyi bu konuda eğitme yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu zararın meydana gelmiş veya ağırlaşmış olması aranır.
Uygun illiyet bağı: İşverenin kusurlu davranışı ile ortaya çıkan zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekir.
Karşılanmamış zarar: Dava konusu edilen tazminat, SGK tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelir ve ödemelerle karşılanmayan kısma ilişkin olmalıdır; zira mükerrer ödeme ve haksız zenginleşmenin önlenmesi esastır.
Nitekim Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin bir kararında da bu ilke şöyle vurgulanmıştır:
"Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (iş kazasına dayanan maddi tazminat davaları) haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya veya ölüm halinde hak sahiplerine iş kazası sigorta kolundan bağlanan bir gelirin bulunup bulunmadığının tespiti ile var ise bu gelirin B.K'nun 55. maddesi de gözetilerek ilk peşin sermaye değerlerinin rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan tenzili gerekir."
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/4869 K. 2014/11330)
Maddi Tazminatın Kapsamı: Kazanç Kaybı, Tedavi Giderleri ve Destekten Yoksun Kalma
İş kazası sonucu bedensel zarara uğrayan sigortalının maddi tazminat talebinin kapsamı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde düzenlenmiştir:
"Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar."
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 54)
Buna göre maddi tazminat kapsamında; kazadan sonra yapılan tedavi giderleri, kazanın etkisiyle çalışılamayan dönemdeki kazanç kaybı, sürekli iş göremezlik oranına göre hesaplanan çalışma gücü kaybı ve kazanın işçinin ileriki ekonomik yaşamını olumsuz etkilemesinden doğan kayıplar talep edilebilir. İş kazası sonucu ölüm meydana gelmişse, TBK'nın 53. maddesi devreye girer:
"Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar."
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 53)
Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen sigortalının eşi, çocukları, anne-babası gibi kendisinden düzenli olarak maddi destek gören kişilerin, bu desteğin kesilmesi nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesini amaçlar. Maddi tazminat hesaplamasında, sigortalının maluliyet/işgücü kaybı oranı, kusur durumu, gelir düzeyi ve varsa SGK tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri gibi unsurlar bilirkişi incelemesiyle birlikte değerlendirilir; SGK'nın rücu edilebilir ödemeleri hesaplanan tazminattan mahsup edilir.
Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Dikkate Alınan Kriterler
Manevi tazminatın yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesidir:
"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir."
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 56)
Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde hâkimin geniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetki keyfi biçimde kullanılamaz; kararın somut ölçütlere dayandırılması gerekir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi bu ölçütleri şu şekilde ortaya koymuştur:
"Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalıya verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. ... Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez."
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/5627 K. 2012/1086)
Aynı Daire, başka bir kararında zarar görenin kendi kusurunun (müterafik kusur) da manevi tazminat miktarının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır:
"22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir."
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/4869 K. 2014/11330)
Manevi tazminatın amacı, mal varlığına ilişkin bir zararı karşılamak değil; kaza sonucu duyulan acı ve ızdırabı belli ölçüde hafifletecek bir tatmin duygusu sağlamaktır. Bu nedenle manevi tazminat bir ceza niteliği taşımaz; ancak somut olayın ağırlığı ile orantılı, caydırıcılık da içeren makul bir miktar olarak belirlenmesi beklenir.
İşverenin Kusuru, Kusur Oranının Belirlenmesi ve Sorumluluğun Sınırları
İş kazası tazminat davalarında işverenin sorumluluğu, iş sözleşmesinden doğan işçiyi gözetme borcuna (iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğüne) aykırılık esasına dayanır. Uygulamada mahkemeler, kazanın oluşumunda işverenin ve varsa zarar görenin kusur oranlarını, genellikle İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri veya bilirkişi heyeti raporlarıyla tespit ettirir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin bir kararında, işveren ile işçinin kusur oranlarının somut olayda nasıl belirlendiği şu şekilde yer almıştır:
"Dosya içerisindeki kayıt ve belgelerden; davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle %6.20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, iş kazası sonrasında başlatılan tahkikat neticesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin meydana gelen kazada %70 oranında davalı işveren ... Helva San.Tic.A.Ş'nin, %30 oranında ise kazalı davacının kusurunun bulunduğunu belirttikleri..."
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/5627 K. 2012/1086)
Bu tespit, hem maddi hem de manevi tazminat miktarının belirlenmesinde doğrudan etkilidir; zira işçinin kendi kusurunun bulunduğu oranda tazminat miktarından indirim (tenzil) yapılması esastır. İşverenin sorumluluğunun sınırlanabildiği hâller arasında, zararın tamamen veya kısmen işçinin kendi kusurundan, üçüncü kişinin fiilinden ya da mücbir sebepten kaynaklanması sayılabilir. Ayrıca işverenin kusursuz olduğunun ispatı hâlinde dahi, tehlike sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde belirli ölçüde sorumluluğun devam edebileceği gözetilmelidir. Öte yandan SGK tarafından sigortalıya bağlanan gelir ve ödemelerin ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmı, işverenin kusur oranı gözetilerek hesaplanan tazminattan mahsup edilir; bu noktada mükerrer ödemenin önlenmesi ilkesi gözetilir.
Dava Nasıl Açılır? Adım Adım Süreç ve Gerekli Belgeler
İş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açma süreci genel hatlarıyla aşağıdaki aşamalardan oluşur:
Kaza tespiti ve bildirim: İşveren, iş kazasını yasal süresi içinde SGK'ya ve kolluk kuvvetlerine bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim, kazanın iş kazası niteliğinin tespiti bakımından önem taşır.
SGK sürecinin tamamlanması: Sigortalının maluliyet oranının belirlenmesi amacıyla SGK tarafından sağlık kurulu raporu düzenlettirilir; sürekli iş göremezlik geliri bağlanıp bağlanmadığı ve varsa tutarı tespit edilir.
Kusur tespiti: Genellikle iş müfettişi raporu, kolluk tutanakları, tanık beyanları ve teknik bilirkişi incelemesi yoluyla işveren ile işçinin kusur oranları belirlenir.
Dava dilekçesinin hazırlanması: Dilekçede iş kazasının oluşumu, işverenin kusurlu davranışları, uğranılan zararların kalemleri (maddi/manevi) ve talep edilen tutarlar açıkça belirtilir.
Delillerin sunulması: İş kazası tutanağı, SGK iş kazası bildirgesi, sağlık kurulu/maluliyet raporu, varsa Cumhuriyet Savcılığı soruşturma dosyası, iş müfettişi kusur raporu, ücret bordroları, işe giriş bildirgesi gibi belgeler dava dosyasına eklenir.
Bilirkişi incelemesi: Mahkeme, maddi tazminat miktarının hesaplanması için aktüerya bilirkişisinden, kusur oranının tespiti için ise iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor alır.
Yargılama ve karar: Toplanan deliller ve bilirkişi raporları doğrultusunda mahkeme, maddi ve manevi tazminata ilişkin nihai kararını verir.
Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bir kararında, işçilik alacakları ile iş kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat taleplerinin yargılama usulü farklılığı nedeniyle nasıl ele alınması gerektiği açıklanmıştır:
"İş Kanununa bağlı maddi ve manevi tazminat talepleri ile işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin talepler yargılama yöntemleri ve temyiz Dairelerinin farklı oluşu nedeniyle birlikte görülemez... Mahkemece yapılacak iş, iş kazasına bağlı maddi tazminata ilişkin davayı bu dosyadan tefrik ederek yeni bir esasa kaydetmek... iş kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin davayı iş mahkemesi sıfatıyla sonuçlandırmaktır."
(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/15100 K. 2020/4361)
Görevli ve Yetkili Mahkeme
İş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme iş mahkemeleridir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi bu görevi şöyle düzenlemiştir:
"İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar."
(7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, madde 5)
İş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi, işveren ile işçi arasındaki iş ilişkisinden doğan bir uyuşmazlık niteliğinde olduğundan iş mahkemesinin görev alanına girer. Yetkili mahkeme bakımından ise genel kural, davalının yerleşim yerindeki iş mahkemesi ile birlikte, iş kazasının meydana geldiği işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir; somut olayın özelliklerine göre yetki değerlendirmesi yapılması gerekir.
Zamanaşımı Süreleri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
İşverenin gözetme borcu iş sözleşmesinden kaynaklandığından işçi, iş kazasından doğan vücut bütünlüğünün zedelenmesi nedeniyle açacağı maddi ve manevi tazminat davasında sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerine (6098 sayılı Kanun 112 ve 417) dayanabilecektir. Öte yandan işverenin bu davranışı, kişi varlıklarını doğrudan korumayı amaçlayan (iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin) emredici kuralların kusurlu bir davranışla ihlali niteliğinde olup aynı zamanda haksız fiil oluşturur. Bu nedenle işçilerin iş kazasından kaynaklanan tazminat taleplerinde sözleşmeden doğan ile haksız fiilden doğan dava hakları yarışır. İşçinin ölümü veya vücut bütünlüğünün zedelenmesi hâli sözleşmeye aykırılık doğuracak olmakla birlikte bu durum aynı zamanda bir haksız fiilin unsurunu da oluşturur. Bu nedenle işçi zararının tazmini için sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil hükümlerine dayanmakta serbesttir.
İş kazasından kaynaklanan tazminat taleplerinde, işverenin sorumluluğu iş sözleşmesinden doğan gözetme borcuna aykırılığa dayandığından, bu davalarda zamanaşımına ilişkin uygulanacak hüküm TBK m. 146'dır:
"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir."
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 146)
Uygulamada iş kazası tazminat taleplerinde işverenin sorumluluğu hem sözleşmeden (iş sözleşmesinden doğan gözetme borcuna aykırılık) hem de haksız fiilden kaynaklanabildiğinden, zamanaşımı süresinin somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi ve süre hesabında dikkatli olunması önem taşır. Ayrıca kazanın ceza kanunlarına göre daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülen bir suç oluşturması hâlinde, bu daha uzun sürenin uygulanabileceği de Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Sigortalının zararının ve tazminat yükümlüsünün ne zaman öğrenildiği, maluliyet oranının kesinleştiği tarih gibi hususlar, zamanaşımı süresinin başlangıcı bakımından somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken noktalardır.
Yargıtay Kararları Işığında İş Kazası Tazminat Davaları
Yukarıda aktarılan kararlara ek olarak, Yargıtay'ın iş kazası tazminat davalarındaki yerleşik yaklaşımını gösteren bir başka husus, maddi tazminat hesaplamasında SGK ödemelerinin mahsubu konusundadır:
"İş kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davaları nitelikçe Kurum tarafından karşılanmayan maddi zararların karşılanmasına dair davalardır. Buna göre davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle Kurumun iş kazası sigorta kolundan kendisine yaptığı bir ödeme var ise bunun, ayrıca yine var ise geçici iş göremezlik ödemesinin hesaplanan maddi tazminattan düşülmesi esastır."
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/4869 K. 2014/11330)
Bu karar, iş kazası tazminat davalarının "tamamlayıcı" niteliğini açıkça ortaya koymaktadır: dava, sigortalının veya hak sahiplerinin SGK tarafından zaten karşılanan zararları yeniden talep etmesine değil, karşılanmayan kısmın giderilmesine yöneliktir. Ayrıca yukarıda değinilen 9. Hukuk Dairesi kararı, işçilik alacakları ile iş kazasına bağlı tazminat taleplerinin usul bakımından ayrı davalar hâlinde yürütülmesi gerektiğini; 21. Hukuk Dairesi kararları ise manevi tazminat miktarının belirlenmesinde kusur oranı, maluliyet derecesi, tarafların ekonomik durumu ve olay tarihi gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kararlar bütün olarak değerlendirildiğinde, iş kazası tazminat davalarının teknik hesaplama, kusur tespiti ve usul kurallarının bir arada işletildiği karmaşık bir yargılama süreci olduğu görülmektedir.
Sık Sorulan Sorular
İş kazası sonucu SGK'dan gelir bağlanmışsa ayrıca tazminat davası açılabilir mi?
Evet; SGK tarafından bağlanan gelir ve yapılan ödemeler, işverenin sorumlu olduğu toplam zararın yalnızca bir kısmını karşılar. Karşılanmayan zarar için işverene karşı tazminat davası açılabilir; ancak SGK'nın rücu edilebilir ödemeleri hesaplanan tazminattan mahsup edilir.
İşverenin hiç kusuru yoksa tazminat talep edilebilir mi?
Tazminat sorumluluğunun doğması için genel olarak işverenin kusurlu bir davranışının (iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almama, denetim eksikliği vb.) bulunması ve bu davranış ile zarar arasında illiyet bağı kurulması aranır. Kusur oranı, mahkemece aldırılan bilirkişi/müfettiş raporlarıyla belirlenir.
Maddi ve manevi tazminat aynı davada mı istenir?
Maddi ve manevi tazminat talepleri iş kazasına bağlı olarak aynı davada ileri sürülebilir; ancak işçilik alacaklarına ilişkin taleplerle (kıdem, ihbar tazminatı vb.) usul ve yargılama yöntemi farklılığı nedeniyle birlikte görülmeyip ayrı esaslara kaydedilmesi gerekebilir.
Zarar gören işçinin kendi kusuru varsa tazminat azalır mı?
Evet; zarar görenin müterafik kusuru bulunması hâlinde bu durum, hem maddi hem manevi tazminat miktarının belirlenmesinde mahkemece dikkate alınır ve tazminattan indirim yapılabilir.
Dava hangi mahkemede açılır?
İş kazasından kaynaklanan tazminat davaları, iş ilişkisinden doğan uyuşmazlık niteliğinde olduğundan iş mahkemesinde görülür.
Sonuç
İş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası, sigortalının veya vefatı hâlinde yakınlarının, SGK tarafından karşılanmayan zararlarının işverenden tazminini amaçlayan, teknik ve çok yönlü bir yargılama sürecidir. Davanın temelinde iş kazasının 5510 sayılı Kanun anlamında doğru şekilde nitelendirilmesi, işverenin kusurunun tespiti, maddi zararın Türk Borçlar Kanunu'nun 53 ve 54. maddeleri çerçevesinde hesaplanması ve manevi tazminatın 56. madde ile Yargıtay içtihatlarında belirlenen ölçütlere göre takdir edilmesi yer alır. Sürecin iş mahkemesinde yürütülmesi, kusur ve maluliyet oranlarının bilirkişi incelemesiyle ortaya konması ve zamanaşımı sürelerine dikkat edilmesi, davanın sağlıklı şekilde sonuçlandırılması bakımından önem taşımaktadır. Somut olayın kendine özgü koşulları göz önüne alındığında, her iş kazası tazminat talebinin ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği unutulmamalıdır.
Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlığınız için bir avukata danışınız.
İlgili Mevzuat
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 21
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13